Fyodor Mikhailoviç Dostoyevski 30 Ekim 1821’de Moskova’da babasının bir doktor olarak görev yaptığı Yoksullar Hastanesi’ne ait bir apartmanda doğdu. 1837’de annesinin ölümünün ardından babasının yanından ayrılarak St. Petersburg’a taşındı ve orada Askeri Mühendislik Okulu’na kabul edildi. Bir sınıf arkadaşı onun için “sürekli kendisini ayrı tutardı, hiçbir zaman arkadaşlarının eğlencelerine katılmazdı, ve genellikle bir köşede elinde bir kitapla otururdu” diye anlatıyordu. Yurtluğunda düzensiz bir yaşama çekilmiş olan ve oğluna düzenli bir gelir sağlamayı reddeden
Edebiyat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Edebiyat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
11 Mayıs 2012 Cuma
Fyodor Mikhailoviç Dostoyevski kimdir?
Fyodor Mikhailoviç Dostoyevski [1821-1881]
Fyodor Mikhailoviç Dostoyevski 30 Ekim 1821’de Moskova’da babasının bir doktor olarak görev yaptığı Yoksullar Hastanesi’ne ait bir apartmanda doğdu. 1837’de annesinin ölümünün ardından babasının yanından ayrılarak St. Petersburg’a taşındı ve orada Askeri Mühendislik Okulu’na kabul edildi. Bir sınıf arkadaşı onun için “sürekli kendisini ayrı tutardı, hiçbir zaman arkadaşlarının eğlencelerine katılmazdı, ve genellikle bir köşede elinde bir kitapla otururdu” diye anlatıyordu. Yurtluğunda düzensiz bir yaşama çekilmiş olan ve oğluna düzenli bir gelir sağlamayı reddeden
babasının
tutumu Dostoyevski’nin bu hastalıklı içe-kapanıklığını daha da
ağırlaştırdı. Bir keresinde, Dostoyevski babasına ilgisizliği yüzünden
hakaret dolu bir mektup gönderdi; ama baba Dostoyevski yanıt vermeye
fırsat bulamadan serfleri tarafından öldürüldü. Ailesi içerisinde
söylendiğine göre, daha sona ona bütün yaşamı boyunca acı çektiren sara
nöbetlerinin ilkini bu dönemde geçirmişti.
Fyodor Mikhailoviç Dostoyevski 30 Ekim 1821’de Moskova’da babasının bir doktor olarak görev yaptığı Yoksullar Hastanesi’ne ait bir apartmanda doğdu. 1837’de annesinin ölümünün ardından babasının yanından ayrılarak St. Petersburg’a taşındı ve orada Askeri Mühendislik Okulu’na kabul edildi. Bir sınıf arkadaşı onun için “sürekli kendisini ayrı tutardı, hiçbir zaman arkadaşlarının eğlencelerine katılmazdı, ve genellikle bir köşede elinde bir kitapla otururdu” diye anlatıyordu. Yurtluğunda düzensiz bir yaşama çekilmiş olan ve oğluna düzenli bir gelir sağlamayı reddeden
Albert Camus Kimdir?
Albert Camus
Cezayir Mondovia doğumludur.
Yoksul bir işçi olan babası I.Dünya savaşı sırasında ölünce, İspanyol
asıllı olan annesi çocuklarına bakmak için ev işlerinde çalışmak
durumunda kalmış, Camus, küçük bir evde, erkek kardeşi, anneannesi ve
felçli dayısı ile geçirmiş çocukluğunu. Eğitimi ve dolayısıyla
felsefeci/yazar kişiliği, bu yoksulluk içerisinde tamimiyle
rastlantısaldır. Üstelik onun eğitim çağı, 20.yüzyıl Avrupa’sının ilk
dönemindedir ve bu dönem, tarihte az rastlanılır düzeyde karmaşık ve
kaotik bir atmosferde cereyan eder. Nobel
ödülünü ithaf ettiği öğretmeni Lois Germain’in sağladığı bir bursla
1923 yılında Lise’ye giren Camus, bütün öğrenimini burslar yardımıyla
tamamlamıştır..Liseyi bitirince Cezayir Üniversitesi Felsefe bölümüne girer ve aynı tarihlerde (1930) kendi deyişiyle “verem ve komünizm illetine” yakalanır. Bu iki olgu da yaşamı boyunca gerek felsefi/edebi gerekse de pratik yaşamı boyunca sürekli kendisini hissettirmiş ve Camus, belki de çok az yazar ve düşünürde görünen sıklıkta ölüm, anlamsızlık, nihilizm temalarını işlemiştir. Her ne kadar Komünist partisi ile ilişkisi çok sürmemiş ve 1935 yılında üyelikten ayrılmışsa da, siyasal olaylarda sol hareketler ve direnişçilerle birlikte tavır almış ancak 1951’de yazdığı “Başkaldıran İnsan” denemesi ile o dönemin Marksistleri ve özellikle de varoluşçu edebiyat içinde birlikte yürüdüğü Sartre tarafından şiddetle eleştirilmiştir.
9 Mayıs 2012 Çarşamba
William Shakespeare Kimdir – Eserleri Nelerdir
En büyük
oyun yazarlarından biri olarak değerlendirilen İngiliz şair William
Shakespeare, yarattığı karakterlerde insan doğasının en değişmez
özelliklerini benzersiz bir şiir diliyle yansıtması dolayısıyla,
yaşadığı yüzyıldan bu yana her çağda ve her ülkede en sık sahnelenen
oyunlar yazarıdır. 1564 yılında Warwickshireda Stratford-upon-Avon’da
doğan Shakespeare’in bunca ününe karşın, hayatına ilişkin kesin belge
ve bilgiler çok azdır.
Babası ticaretle uğraşan bir işadamıydı. Rönesans şairlerinden olan Shakespeare; büyük bir olasılıkla Stratford’daki ortaokulda öğrenim gördü. 18 yaşındayken, kendisinden yaklaşık sekiz yaş büyük olan Anne Hathaway ile evlendi ve bu evlilikten önce bir kızı, sonra biri oğlan öbürü kız ikizler dünyaya geldi. Bu sıralarda Stratford’u terk eden Shakespeare’in, bundan sonra 1592′ye kadar ki yaşamına ilişkin bilgi yoktur. Bu tarihte bir oyun yazarının yazdığı bir kitapçıkta Shakespeare’e değinilmesi, hatta onun başkalarının oyunlarını çalmakla suçlaması dolayısıyla, Shakespeare’in bu sırada bir tiyatro topluluğunda yazar ve oyuncu olarak çalıştığı bilinmektedir. Yılda ortalama iki oyun yazan Shakespeare, kendi oyunlarında da küçük roller alıyordu. 1594’e gelindiğinde, Chamberlain Topluluğu’nun önde gelen bir oyuncusuydu. Aynı yıl oyunları yayımlanmaya başladı. Döneminin bütün özelliklerini taşıdığı
oyunlarının başarısı üzerine kazancı gittikçe artan Shakespeare’in,
Kraliçe I. Elizabeth döneminin sonlarında varlıklı bir yaşam sürdüğü,
kendi oyuncu topluluğu için 1599′da Londra’da yaptırılan Globe
Tiyatrosu’nun hisselerinin bir bölümünü satın aldığı bilinmektedir.
Babası ticaretle uğraşan bir işadamıydı. Rönesans şairlerinden olan Shakespeare; büyük bir olasılıkla Stratford’daki ortaokulda öğrenim gördü. 18 yaşındayken, kendisinden yaklaşık sekiz yaş büyük olan Anne Hathaway ile evlendi ve bu evlilikten önce bir kızı, sonra biri oğlan öbürü kız ikizler dünyaya geldi. Bu sıralarda Stratford’u terk eden Shakespeare’in, bundan sonra 1592′ye kadar ki yaşamına ilişkin bilgi yoktur. Bu tarihte bir oyun yazarının yazdığı bir kitapçıkta Shakespeare’e değinilmesi, hatta onun başkalarının oyunlarını çalmakla suçlaması dolayısıyla, Shakespeare’in bu sırada bir tiyatro topluluğunda yazar ve oyuncu olarak çalıştığı bilinmektedir. Yılda ortalama iki oyun yazan Shakespeare, kendi oyunlarında da küçük roller alıyordu. 1594’e gelindiğinde, Chamberlain Topluluğu’nun önde gelen bir oyuncusuydu. Aynı yıl oyunları yayımlanmaya başladı. Döneminin bütün özelliklerini taşıdığı
Etiketler:
Edebiyat,
Eserleri Nelerdir,
şair,
William Shakespeare Kimdir
Pablo Neruda kimdir?
Pablo Neruda (1904 – 1973)
Şilili şair Neruda, toplumsal ve siyasal
şiirleriyle Latin Amerika edebiyatının dünyada itibar kazanmasını
sağladı. Canto General adlı epik şiir dizisiyle kendi kıtasının tarihini
ve şimdiki zamanını yansıttı.Latin Amerika’nın şiirsel sesi Neruda, Neftali Ricardo Reyes Basoalto adıyla 12 Temmuz 1904′de Güney Şili’de dünyaya geldi. Babası lokomotifçi, doğumundan hemen sonra ölen annesiyse öğretmendi. Neruda henüz 15 yaşındayken yurdunun taşra gazetesindeki edebiyat eklerini düzeltmekle görevlendirildi. Bu dönemde, Çekoslovakyalı şair Jan Neruda’ya olan hayranlığından dolayı Pablo Neruda takma adını aldı. 1924′te ilk şiirleriyle bir edebiyat yarışmasını kazanarak bir bursa layık görüldü. Santiago’da üç yıl Fransız edebiyatı öğrenimi gördükten sonra gazeteci olarak çalışmaya başladı.
1924: Veinle poemas de amor
Neruda’nın ilk şiir derlemesi Crespıısctılario adı altında 1923 yılında çıktı. Bir yıl sonra yayınlanan Veinte poemas de amour y una cancion desesperada (Yirmi Aşk Şiiri ve Umutsuz Bir Şarkı) Latin Amerika’nın en çok satış yapan şiir kitabı oldu. Neruda bir aşk öyküsünü fon alarak aynı anda bir şehvet objesi, sığınılabilecek bir liman ve kozmik bir güç olan kadına bir od yazdı.
Etiketler:
biyografi,
Edebiyat,
Pablo Neruda kimdir,
şair
Necip Fazıl Kısakürek kimdir?
Necip Fazıl Kısakürek (d.26 Mayıs 1904, İstanbul – ö.25 Mayıs 1983, İstanbul), Türk şair, romancı, hikâyeci, piyes yazarı ve fikir adamıdır.
Necip Fazıl Kısakürek (NFK)yazdığı “Kaldırımlar” adlı şiir çok beğenildiği için ona bu şiirine ithafen “Kaldırımlar Şairi” denmektedir Kayıtlı bir şecereyle, Alaüddevle devrinin Şeyhülislamı Mevlâna Bektut’a dayanan ve Dulkadiroğulları’na bağlı “Kısakürekler” soyuna mensuptur. Necip Fazıl’ın çocukluğu, mahkeme reisliğinden emekli büyük babasının İstanbul Çemberlitaş’taki konağında geçti. İlk ve ortaöğrenimini Amerikan Koleji ve Fransız kolejleri ile Bahriye Mektebi’nde (Askerî Deniz Lisesi) tamamladı. Lisedeki hocaları arasında dönemin ünlülerinden Yahya Kemal Beyatlı, Ahmet Hamdi (Akseki), İbrahim Aşkı gibi isimler vardı.
4 Mayıs 2012 Cuma
Dede Korkut Hikayelerinin Özeti
Dede Korkut Hikâyelerinin en yaygın 12 hikâyesinin kısa özetleri:
1-DİRSE HAN OĞLU BOĞAÇ HAN:
Toy edilirken Karatağ’a oturtulan ve çocuğu olmayan Dirse Han’ın bir oğlu olur ve Bayındır Han’ın boğasını öldürdüğü için Dede Korkut tarafından “Boğaç Han” olarak adlandırılır,bey olur.Dirse Han’ın 40 yiğidi, oğlanı babasına kötüler.Babası avda oğlunu oklar.Annesinin sütü ve kırçiçeği oğlanın yarasına derman olur.Oğlan, kırk yiğit tarafından kaçırılan babasını kurtarır.Dirse Han oğluna taht verir.
2-SALUR KAZANIN EVİNİN YAĞMALANMASI:
Salur Kazan,oğlu Uruz Han’ın uyarısına rağmen, Oğuz beyleriyle ava çıktığı sırada, evine üç yüz yiğidi ve Uruz’u bırakmasına rağmen düşman gelir.Eşini,gelinini ve oğlunu esir alır.Gördüğü rüya üzerine avdan dönen Salur Kazan, düşman ellerine gider.On bin koyununu düşmana vermeyen çoban da (o istemese de) kendisiyle gelir.Oğuz beyleriyle birlikte düşmanı yener ve yurtlarına dönerler.
1-DİRSE HAN OĞLU BOĞAÇ HAN:
Toy edilirken Karatağ’a oturtulan ve çocuğu olmayan Dirse Han’ın bir oğlu olur ve Bayındır Han’ın boğasını öldürdüğü için Dede Korkut tarafından “Boğaç Han” olarak adlandırılır,bey olur.Dirse Han’ın 40 yiğidi, oğlanı babasına kötüler.Babası avda oğlunu oklar.Annesinin sütü ve kırçiçeği oğlanın yarasına derman olur.Oğlan, kırk yiğit tarafından kaçırılan babasını kurtarır.Dirse Han oğluna taht verir.
2-SALUR KAZANIN EVİNİN YAĞMALANMASI:
Salur Kazan,oğlu Uruz Han’ın uyarısına rağmen, Oğuz beyleriyle ava çıktığı sırada, evine üç yüz yiğidi ve Uruz’u bırakmasına rağmen düşman gelir.Eşini,gelinini ve oğlunu esir alır.Gördüğü rüya üzerine avdan dönen Salur Kazan, düşman ellerine gider.On bin koyununu düşmana vermeyen çoban da (o istemese de) kendisiyle gelir.Oğuz beyleriyle birlikte düşmanı yener ve yurtlarına dönerler.
Etiketler:
dede korkut,
Dede Korkut Hikayeleri,
Dede Korkut Hikayelerinin Özeti,
destan,
Edebiyat,
efsane
Dede Korkut Hikayeleri
Dede Korkut Hikayeleri
Dede
Korkut Hikayeleri, ayrı ayrı on iki hikayeden oluşmakla birlikte, bir
çok hikayede aynı kahramanların bulunuşu, olayların aşağı yukarı aynı
çevrede geçişi ve Dede Korkut’un her hikayede mutlaka ortaya çıkışı
bakımından, hikayelerin hepsinin birbiriyle ilgili olduğunu
göstermektedir.Hikayeler Kuzeydoğu Anadolu dolaylarındaki Müslüman
Oğuzların hayatını anlatırDede Korkut, tüm Türk kavimlerinin atasıdır ve dâhisidir. Türk destanlarında ve halk hikâyelerinde, Dede Korkut adına ve onun mucizevî sözlerine rastlamak her zaman mümkündür. Türk hükümdarlarının akıl hocası ve veziri olduğu bilinen Dede Korkut, bütün Türklüğün yegâne temsilcilerinden ve bugün de yaşatılmaya çalışılan atalarındandır.
Destan özellikli pek çok halk kahramanının mücadeleleri anlatılan Dede Korkut hikâyelerinde; güzel ve hikmetli sözler, Türklerin tarihine ait rivayetler, han ve beyler hakkında methiyeler, Türk töresine ait pek çok konular şlenerek, iyilere övgü kötülere eleştiri vardır.
Kitabın asıl adı “Kitab-ı Dede Korkut Ala Lisan-ı Taife-i Oğuzan” dır. Anlamı Oğuzların Diliyle Dede Korkut Kitabı’dır.
Etiketler:
dede korkut,
dede korkut destanı,
Dede Korkut Hikayeleri,
destan,
Edebiyat,
efsane,
hikaye,
oğuz han
Hiciv – Taşlama – Eleştiri nedir
“Hiciv” nedir?
Birinin kusurunu ve ayıbını meydana çıkarmak manasına gelir. İnsanların kötü ve çirkin yanlarını, kusurlarını ve ayıplarını açıklamak ve göstermek, toplumun acıklı ve gülünç yönlerini ele alarak alaylı bir ifade ile anlatmaktır. Hicivler, nazım veya nesir olarak kaleme alınabilirler.
Hiciv’de esas gaye…
Kusurların ve ayıpların açıklanması olmakla beraber temizlikten ve incelikten ayrılmamak gerekir. Eğer eserdeki ifade tarzı, edep sınırlarını aşarsa, o hiciv değil küfür olur. Hiciv inceliği ve temizliği elden bırakmamak şartıyla, hakkın ve hakikatin savunucusu, haksızlığın ve rezilliğin engelidir. Haksızlıkları ve çirkinlikleri sergilerken, kabalığa düşülmesi, bir takım değerlerin ayaklar altına alınması, edeb dışı üslup kullanılması bir sanat olması gereken hiciv için hoş bir görünüş sayılmaz. Bu yüzden hiciv ile küfürü ve argoyu birbirinden kesin olarak ayırmak gerekir.
Türk Edebiyatı’nda Hiciv…
Halk Edebiyatı’nda çok gelişmiş durumdadır. Aşık Edebiyatı geleneğinde birçok saz şairimiz tarafından birbirinden güzel hicivler kaleme alınmıştır.
Divan Edebiyatı’nda hiciv pek gelişmiş bir tür değildir. Bu akım içinde en büyük hiciv şairleri Bağdatlı Ruhi ve Nef’i'dir.
Birinin kusurunu ve ayıbını meydana çıkarmak manasına gelir. İnsanların kötü ve çirkin yanlarını, kusurlarını ve ayıplarını açıklamak ve göstermek, toplumun acıklı ve gülünç yönlerini ele alarak alaylı bir ifade ile anlatmaktır. Hicivler, nazım veya nesir olarak kaleme alınabilirler.
Hiciv’de esas gaye…
Kusurların ve ayıpların açıklanması olmakla beraber temizlikten ve incelikten ayrılmamak gerekir. Eğer eserdeki ifade tarzı, edep sınırlarını aşarsa, o hiciv değil küfür olur. Hiciv inceliği ve temizliği elden bırakmamak şartıyla, hakkın ve hakikatin savunucusu, haksızlığın ve rezilliğin engelidir. Haksızlıkları ve çirkinlikleri sergilerken, kabalığa düşülmesi, bir takım değerlerin ayaklar altına alınması, edeb dışı üslup kullanılması bir sanat olması gereken hiciv için hoş bir görünüş sayılmaz. Bu yüzden hiciv ile küfürü ve argoyu birbirinden kesin olarak ayırmak gerekir.
Türk Edebiyatı’nda Hiciv…
Halk Edebiyatı’nda çok gelişmiş durumdadır. Aşık Edebiyatı geleneğinde birçok saz şairimiz tarafından birbirinden güzel hicivler kaleme alınmıştır.
Divan Edebiyatı’nda hiciv pek gelişmiş bir tür değildir. Bu akım içinde en büyük hiciv şairleri Bağdatlı Ruhi ve Nef’i'dir.
Etiketler:
Edebiyat,
edebiyatçılar,
eğitim,
Eleştiri,
Hiciv,
hiciv üstatları,
neyzen tevfik,
Taşlama
Tasavvuf Terimleri – İlk Türk mutasavvıflar
Mutasavvıf, tasavvuf yolunda ilerleyen, yaşamını tasavvufî düşüncelerin temelinde sürdüren kişidir.
Tasavvuf felsefesini inceleyecek olursak:
Temeli Allah sevgisine dayanan, dünyevî işlerden ve yaşayışlardan soyutlanarak kalbi yaratanın sevgisi ve aşkıyla doldurmak ve yaratana yaklaşmak biricik gayesi olan bir düşüncedir… Tasavvuf, düşünüş ve inanma,inanç sistemine dayalıdır:
“Niçin yaşıyoruz? / Bu hayatın amacı nedir? / Yaradana nasıl yaklaşabilirim?” gibi sorular, hareket noktalarıdır…
Her şeyin temeli Allah’tır, yaradandır.Evren ve dünya Allah’ın yansımasıdır ve insanın da ruhuna yaradan üflemiştir, insanda da yaratanının parçası vardır…Bu nedenle sevgili, yaratandır…
Yaratanına aşık olana, ona kavuşmak isteyene “âşık” denir… O yolda ilerledikçe insanın manevi dünyası genişler ve bundan sonra “insan-ı kâmil” yani “olgun insan” olmak için çabalarlar…
İslamiyet Etkisinde Gelişen Türk Edebiyatı döneminde tasavvuf, edebiyatımıza girmiş ve mutasavvıflar bu düşünüşü aşılamak için eserler vermiştir… Bu eserlerle insanlara insan ve Allah sevgisini aşılamayı, düşünmeyi hedeflerler…
Tasavvuf felsefesini inceleyecek olursak:
Temeli Allah sevgisine dayanan, dünyevî işlerden ve yaşayışlardan soyutlanarak kalbi yaratanın sevgisi ve aşkıyla doldurmak ve yaratana yaklaşmak biricik gayesi olan bir düşüncedir… Tasavvuf, düşünüş ve inanma,inanç sistemine dayalıdır:
“Niçin yaşıyoruz? / Bu hayatın amacı nedir? / Yaradana nasıl yaklaşabilirim?” gibi sorular, hareket noktalarıdır…
Her şeyin temeli Allah’tır, yaradandır.Evren ve dünya Allah’ın yansımasıdır ve insanın da ruhuna yaradan üflemiştir, insanda da yaratanının parçası vardır…Bu nedenle sevgili, yaratandır…
Yaratanına aşık olana, ona kavuşmak isteyene “âşık” denir… O yolda ilerledikçe insanın manevi dünyası genişler ve bundan sonra “insan-ı kâmil” yani “olgun insan” olmak için çabalarlar…
İslamiyet Etkisinde Gelişen Türk Edebiyatı döneminde tasavvuf, edebiyatımıza girmiş ve mutasavvıflar bu düşünüşü aşılamak için eserler vermiştir… Bu eserlerle insanlara insan ve Allah sevgisini aşılamayı, düşünmeyi hedeflerler…
Etiketler:
derviş,
Edebiyat,
İlk Türk mutasavvıflar,
mevlana,
sofi,
tasavvuf terimleri,
yunus emre
Tasavvuf Düşüncesi Nedir
Tasavvuf kelime manasıyla gönlünü Allah’a bağlamak demektir.
Tasavvuf vahdet-i vücudu işler.
VAHDET-İ VÜCUD:Evren yaratılmadan önce tek ve mutlak güzellik vardır.İnsan Allah’ın bir parçasıdır.Ondan ayrılmıştır ve tekrar ona dönecektir.Buna vahdet-i vücud yani varlığın tek oluşu denir.
Tasavvuf inancına göre bu dünya geçicidir.Ve Allah’tan ayrılan ruh ona dönmeye çalışmaktadır.Allah’a ulaşmak için dünyevi zevklerden vazgeçip, aşkla Allah’a bağlanmak gerekir.İnasana duyulan aşk mecazi,Allah’a duyulan aşk gerçek aşktır.
Tasavvufçular Allah’a ibadetle değil sevgiyle ulaşabileceklerine inanırlar.Cennet ve cehennem önemsizdir.Onlar için cennet Allah’a kavuşma,cehennem ise Allah’tan ayrı kalmaktır.
asavvuf kelime manasıyla gönlünü Allah’a bağlamak demektir.
Tasavvuf vahdet-i vücudu işler.
Tasavvuf vahdet-i vücudu işler.
VAHDET-İ VÜCUD:Evren yaratılmadan önce tek ve mutlak güzellik vardır.İnsan Allah’ın bir parçasıdır.Ondan ayrılmıştır ve tekrar ona dönecektir.Buna vahdet-i vücud yani varlığın tek oluşu denir.
Tasavvuf inancına göre bu dünya geçicidir.Ve Allah’tan ayrılan ruh ona dönmeye çalışmaktadır.Allah’a ulaşmak için dünyevi zevklerden vazgeçip, aşkla Allah’a bağlanmak gerekir.İnasana duyulan aşk mecazi,Allah’a duyulan aşk gerçek aşktır.
Tasavvufçular Allah’a ibadetle değil sevgiyle ulaşabileceklerine inanırlar.Cennet ve cehennem önemsizdir.Onlar için cennet Allah’a kavuşma,cehennem ise Allah’tan ayrı kalmaktır.
asavvuf kelime manasıyla gönlünü Allah’a bağlamak demektir.
Tasavvuf vahdet-i vücudu işler.
Etiketler:
Edebiyat,
tasavvuf,
tasavvuf düşüncesi,
tasavvuf nedir,
tasavvuf terimleri
Mesnevi Nazım şeklinin özellikleri
Arapçada “müzdevice” denilen mesnevi türü ilk olarak 10.yy’da İran edebiyatında ortaya çıkmıştır.Türk edebiyatına girişi 11. yüzyılda Yusuf Has Hacibin Kutadgu Bilig adlı yapıtıyla başlar.
MESNEVİ NAZIM ŞEKLİ ve ÖZELLİKLERİ
“Mesnevî”, edebiyat terimi olarak ilk kez İran’da kullanılmış, fakat ilk örnekleri Arap edebiyatında verilmiştir.Türk edebiyatına ise İran’dan geçmiş ve 11.-19. yy.lar arasında bu nazım şekli ile pek çok eser verilmiştir…
“Mesnevî” sözcüğünün köküne inecek olursak, Arapça’dan (s,n,y kökünden) gelmiştir.
Mesnevî, kendi arasında kafiyeli beyitlerden oluşmuş bir nazım şeklidir (aa/bb/cc…). Beyit sayısı bakımından hiçbir kısıtlayıcı kurala bağlı değildir, iki ile on binlerce beyit arasında değişen bir genişliktedir. Gerek beyitler arasında kafiye bağlantısı bulunmaması gerek beyit sayısının sınırlı olmaması, şairlerin işledikleri konuyu istedikleri kadar genişletmelerine imkân sağlamış, bu yüzden de çok kullanılan bir nazım şekli olmuştur.
Yalnız, uzun olduğu için aruzun kısa kalıplarıyla yazılması genellikle tercih edilir.Hatta, aruzun fe’ûlün / fe’ûlün / fe’ûlün / fê’ûl kalıbına, Şehname vezni de diyoruz.Nedeni, İran Edebiyatında verilmiş olan bu eserin mesnevî nazım şeklinde verilmiş ilk olgun eser olmasıdır…
Mesnevî denilince akla iki isim gelir:
Birincisi, az önce dediğim Şehname‘nin yaratıcısı, İran Edebiyatının ünlü isimlerinden Firdevsî; ikincisi ise Anadolu’da yuazılmış mesnevîlere örnek teşkil etmiş ve bu ürünleri etkilemiş, Mesnevî adlı eseri olan Mevlânâ Celâleddin-i Rumî’dir…
Etiketler:
Edebiyat,
eğitim,
mesnevi,
mesneviden özdeyişler,
nazım şekilleri,
türkçe
Notre Dame’nin Kamburu – Victor Hugo
Notre Dame’nin Kamburu
Eserin Özeti …
Olay, Ocak 1482’de Paris’te geçmektedir. Şehir heyecan içindedir. Kralın oğlu ile Flandralı Margaret’ın düğün töreninde bulunmak üzere Flaman vatandaşlarını temsil eden bir grup Parise’e gelmiştir. Her çeşit hareket, eğlence ve kargaşaya izin verilen yıllık Çılgınlar Bayramı kutlamaları devam etmekteydi. Yazdığı oyun seyirci bulamayınca büyük hayal kırıklığına uğrayan Gringore cebinde beş kuruşu kalmadığı için gezinmekteydi. Büyük bir topluluğun bir halka oluşturmuş şekilde durduğunu görür.
Eserin Özeti …
Olay, Ocak 1482’de Paris’te geçmektedir. Şehir heyecan içindedir. Kralın oğlu ile Flandralı Margaret’ın düğün töreninde bulunmak üzere Flaman vatandaşlarını temsil eden bir grup Parise’e gelmiştir. Her çeşit hareket, eğlence ve kargaşaya izin verilen yıllık Çılgınlar Bayramı kutlamaları devam etmekteydi. Yazdığı oyun seyirci bulamayınca büyük hayal kırıklığına uğrayan Gringore cebinde beş kuruşu kalmadığı için gezinmekteydi. Büyük bir topluluğun bir halka oluşturmuş şekilde durduğunu görür.
Etiketler:
Edebiyat,
eğitim,
kitap özetleri,
notre dame,
notre dame’nin kamburu,
victor hugo
Anlatım Türleri – Anlatım Özellikleri
OLAY ÇEVRESİNDE OLUŞAN EDEBİ METİNLER
1) ANLATMAYA BAĞLI METİNLER
- Bu metinlerde anlatıcı , yaşanmış ya da tasarlanmış gerçeklikten alınan bir olayı kendince yorumlayıp dönüştürerek anlatır.
- Sanatçı, dış dünyadan aldığı gerçekliği, kendi duygusu, iç dünyası, yaşadığı dönemin özellikleriyle ve ve düşünceleriyle yoğurur.
- Anlatmaya bağlı metinlerde üzerinde yaşadığımız dünyada görülen varlık, eşye, insan ve olaydan hareketle yeni bir evren anlatılmaktadır. Bu evrene “KURMACA EVREN” denir. Bu metinlerin özelliklerinden biri kurmaca olmalarıdır. Bunun amacı, okuyucu ve dinleyicide estetik yaşantı uyandırmak, böylece onların ilgisini çekmektir.
- Anlatmaya bağlı eserler, yazıldıkları dönemin sosyal, kültürel, ekonomik, siyasal yapısını, sanat anlayışını çeiştli bakımlardan yansıtır.
1) ANLATMAYA BAĞLI METİNLER
- Bu metinlerde anlatıcı , yaşanmış ya da tasarlanmış gerçeklikten alınan bir olayı kendince yorumlayıp dönüştürerek anlatır.
- Sanatçı, dış dünyadan aldığı gerçekliği, kendi duygusu, iç dünyası, yaşadığı dönemin özellikleriyle ve ve düşünceleriyle yoğurur.
- Anlatmaya bağlı metinlerde üzerinde yaşadığımız dünyada görülen varlık, eşye, insan ve olaydan hareketle yeni bir evren anlatılmaktadır. Bu evrene “KURMACA EVREN” denir. Bu metinlerin özelliklerinden biri kurmaca olmalarıdır. Bunun amacı, okuyucu ve dinleyicide estetik yaşantı uyandırmak, böylece onların ilgisini çekmektir.
- Anlatmaya bağlı eserler, yazıldıkları dönemin sosyal, kültürel, ekonomik, siyasal yapısını, sanat anlayışını çeiştli bakımlardan yansıtır.
Etiketler:
anlatım biçimleri,
Anlatım Türleri,
Edebiyat,
türkçe
Emredici anlatım nedir – Anlatım Türleri
EMREDİCİ ANLATIMIN KULLANIM ALANLARI:
1. Kesinlik ve vazgeçilmezlik bildirirler. Emir ve yasaklamalar içerir: “Sigara içilmez!” “Aslan kafesine elinizi uzatmayınız.” “Seyyar satıcılar giremez.” “Çimenlere basmayın!” “Lüzumsuz ise ışığı söndür!” “Trafik kurallarına uyunuz, trafik ışıklarına ve işaretçilere dikkat ediniz.”
2.Bazen de eski ve doğruluğu kesin gibi görülen deneyimler, öğütler, söze kesinlik katmak için emredici anlatımla sunulur: “Bir başkasının da senin kadar iyi söyleyebileceğini söyleme; senin kadar iyi yazabileceğini yazma” (ANDRE GİDE)
1. Kesinlik ve vazgeçilmezlik bildirirler. Emir ve yasaklamalar içerir: “Sigara içilmez!” “Aslan kafesine elinizi uzatmayınız.” “Seyyar satıcılar giremez.” “Çimenlere basmayın!” “Lüzumsuz ise ışığı söndür!” “Trafik kurallarına uyunuz, trafik ışıklarına ve işaretçilere dikkat ediniz.”
2.Bazen de eski ve doğruluğu kesin gibi görülen deneyimler, öğütler, söze kesinlik katmak için emredici anlatımla sunulur: “Bir başkasının da senin kadar iyi söyleyebileceğini söyleme; senin kadar iyi yazabileceğini yazma” (ANDRE GİDE)
Etiketler:
Anlatım Türleri,
dil ve anlatım,
Edebiyat,
Emredici anlatım nedir,
türkçe
Türk Edebiyatında Parnasizm ve temsilcileri
PARNASİZM
Fransa’da
şiir türünde ortaya çıkmış bir akımdır. Şiirdeki gerçekçilik
diyebileceğimiz parnasizm, bir anlamda realizmle natüralizmin şiirdeki
sentezinden oluşmuştur. 1886’da “Parnas” adlı derginin yayınlanmasıyla
ortaya çıkmıştır (Parnas: Mitolojide ilham perilerinin yaşadığına
inanılan efsanevi dağın adı). Parnasyenler şiiri salt biçim olarak
görürler. Bu nedenle biçim güzelliğini her şeyin üstünde tutarlar. Yine
aynı nedenlerle ölçü ve uyağa çok önem vermişler, ritmi ön plana
çıkarmışlardır. Sözcüklerin birarada kullanılmasından doğacak müziği de
şiir için gerekli görmüşlerdir.
Etiketler:
Edebiyat,
eğitim,
parnasizm,
Türk Edebiyatında Parnasizm
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)