biyografi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
biyografi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

11 Mayıs 2012 Cuma

Ömer Hayyam Kimdir?

İranlı şair ve bilgin (Nişapur 1044- 1123/1136).

Hayatı, gençlik yılları kesinlikle bilinmiyor. Elde bulunan eserlerinden, hayatıyla ilgili olayları anlatan bazı kitaplardan, mantık, felsefe, matematik ve astronomi konularında çalıştığı, bu alanlarda düzenli bir öğrenim gördüğü anlaşılmaktadır. Hayyam (“Çadırcı”) takma adını, atalarının çadırcılık yapmaları yüzünden aldığı söylenir. Ömer Hayyam, zamanında daha çok bilgin olarak ün kazandı. İran’ın, Selçuklular yönetiminde olduğu bir çağda yetişen Hayyam, Horasan ülkesindeki büyük şehirleri, Belh, Buhara ve Merv gibi bilim merkezlerini gezdi, bir ara Bağdat’a da gitti. Zamanının hükümdarlarından, özellikle Selçuklu sultanı Melikşah ve Karahanlılar’dan Şemsülmülk’ten büyük yakınlık gördü. Saraylarında, meclislerinde bulundu. Reşidüddin’in “Cami-üt-Tevarih” adlı eserinde anlattığına göre Nizamülmülk ve Hasan Sabbah, Ömer Hayyam ile okul arkadaşıydılar.

Ella Jane Fitzgerald kimdir?


Ella Jane Fitzgerald (25 Nisan 1917 – 15 Haziran 1996)
Yirminci yüzyılın en önemli caz vokalistlerinden biridir.
Entonasyonunun ve yorumunun kusursuzluğu, doğaçlamalarda bir trompet gibi kullanabildiği üç oktav aralığını aşan sesiyle anılır. Elli yedi seneyi aşan kariyerinde 13 Grammy Ödülü ile A.B.D başkanları Ronald Reagan (Ulusal Sanat Madalyası) ve George H. W. Bush (Özgürlük Madalyası) tarafından verilmiş iki ayrı ödüle sahip oldu.
Trompetçi ve caz vokalisti Louis Armstrong, gitarist Joe Pass ve orkestra şefleri Count Basie ve Duke Ellington ile yaptığı çalışmalarla da tanınır.

Yaşamı
A.B.D’nin Virginia eyaletinde doğdu. Kısa süre sonra boşanan annesiyle New York’a taşındı. Geçirdiği tatsız olaylar yüzünden öğrencilik yıllarını güçlükle geçirmiş, ardından bir süre evsiz olarak yaşamıştır. İlk kez 17 yaşında Apollo Tiyatrosu’nda sahneye çıktı. Chick Webb’le tanıştı ve haftalık 12.50 dolar karşılığında grupla beraber turneye çıktı. “Love and Kisses” ilk kaydı yapılan, “A-Tisket, A-Tasket” ise tanınmasını sağlayan parçalardır. Webb’in ölümünden sonra orkestranın ismi değişti ve liderliği Fitzgerald devraldı.
1941′de solo kariyerine başladı ve Norman Granz’la çalıştığı caz konserlerine devam etti. Swing döneminin sona ermesi ve turnelere çıkan büyük orkestraların kapanışıyla birlikte Fiztgerald, ortaya çıkan Be-Bop akımından etkilenerek vokal tarzını değiştirdi. Dizzy Gillespie Orkestrası ile çalışmaları da onu yönlendirmiştir. Aynı dönemde Scat (kelimelerin olmadığı, anlamsız hecelerle emprovizasyon) tekniğini geliştirmiş ve ününü artırmıştır. Piyanist Ellis Larkins ile birlikte Gershwin bestelerini seslendirdi.

Yuri Gagarin kimdir?

(9 Mart 1934  27 Mart 1968)
 


Yuri Alekseyevich Gagarin,1961 yılında uzaya çıkan ve dünyanın çevresini turlayan ilk insan, Sovyet kozmonot.
http://www.youtube.com/watch?v=J2C1FkPz5vU(buda videosu)
Yuri Gagarin, Gzhatsk yakınlarındaki Klushino`da 9 Mart1934 tarihinde dünyaya geldi (bu kasabanın adı 1968`de Gagarin olarak değiştirildi). Annesi ve babası kolektif bir çiftlikte çalışıyordu. Yuri dört çocuktan üçüncüsüydü, özellikle ablası Yuri`yle yakından ilgilendi. Sovyetler Birliği`ndeki milyonlarca aile gibi Gagarin ailesi de İkinci Dünya Savaşı`ndan kötü biçimde etkilendi.

Fyodor Mikhailoviç Dostoyevski kimdir?

Fyodor Mikhailoviç Dostoyevski [1821-1881]
Fyodor Mikhailoviç Dostoyevski 30 Ekim 1821’de Moskova’da babasının bir doktor olarak görev yaptığı Yoksullar Hastanesi’ne ait bir apartmanda doğdu. 1837’de annesinin ölümünün ardından babasının yanından ayrılarak St. Petersburg’a taşındı ve orada Askeri Mühendislik Okulu’na kabul edildi. Bir sınıf arkadaşı onun için “sürekli kendisini ayrı tutardı, hiçbir zaman arkadaşlarının eğlencelerine katılmazdı, ve genellikle bir köşede elinde bir kitapla otururdu” diye anlatıyordu. Yurtluğunda düzensiz bir yaşama çekilmiş olan ve oğluna düzenli bir gelir sağlamayı reddeden
Image
babasının tutumu Dostoyevski’nin bu hastalıklı içe-kapanıklığını daha da ağırlaştırdı. Bir keresinde, Dostoyevski babasına ilgisizliği yüzünden hakaret dolu bir mektup gönderdi; ama baba Dostoyevski yanıt vermeye fırsat bulamadan serfleri tarafından öldürüldü. Ailesi içerisinde söylendiğine göre, daha sona ona bütün yaşamı boyunca acı çektiren sara nöbetlerinin ilkini bu dönemde geçirmişti.

Mata Hari kimdir?

Mata Hari
1917 yılının sonbaharında, Fransız askeri mahkemesi Mata Hari adıyla bilinen bir dansözü ölüme mahkum etti. Alman Reich’ına hizmet etmekle suçlanan kadın, 15 Ekim’de Vincennes’te kurşuna dizildi.
Suçlu muydu, değil miydi? Casus muydu, piyon muydu? Bu soru tarihi bir tartışma olarak gelenekselleşti. Erkek fantazileri, çoğul kültürlü imaj üreticileri Mata Hari adını “dişi şeytan” klasiklerini destekleyen efsanevi bir figüre dönüştürdüler.
Mata Hari 7 Ağustos 1876′da Hollanda’nın Leeuwarden kentinde dünyaya geldi. Ailesi ona Margaretha Zelle adını verdi. Zengin bir ailenin çocuğuydu. O ve kızkardeşi tam bir burjuva hayatı içinde yetiştirildiler. Genç Margaretha’nın en büyük özelliği hayal gücüydü. Daha ilk gençliğinde hayatı “yaşamayı” seçmişti. Ekzotik bir artalan ile erişkinliğe ulaşmayı istiyordu. 11 Temmuz 1895 yılında daha 18 yaşındayken kendisinden yirmi yaşa büyük bir subay olan Campbell MacLeod ile evlendi. 30 Ocak 1896′da ise bir erkek çocuk dünyaya getirdi. Çocuğun adını Norman John koydular.

Dört ay sonra MacLeod’un mecburi askeri hizmeti yüzünden ailecek Java’ya taşınmak zorunda kaldılar. Margaretha Zelle MacLeod için kritik bir dönemdi. Oğlu hastalıktan ölmüştü. Margaretha ise bir kız çocuk dünyaya getirdi o acılı günlerde. Kocası ona şiddet uyguluyor, evde terör estiriyordu. Evlilik hayatı Margaretha için bitmişti. Bir gün herkesin başını döndürecek egzotik dansların kraliçesi olacak kadın, böyle bir hayattan atlayacaktı sahnelere.
Image

Albert Camus Kimdir?

Albert Camus
Cezayir Mondovia doğumludur. Yoksul bir işçi olan babası I.Dünya savaşı sırasında ölünce, İspanyol asıllı olan annesi çocuklarına bakmak için ev işlerinde çalışmak durumunda kalmış, Camus, küçük bir evde, erkek kardeşi, anneannesi ve felçli dayısı ile geçirmiş çocukluğunu. Eğitimi ve dolayısıyla felsefeci/yazar kişiliği, bu yoksulluk içerisinde tamimiyle rastlantısaldır. Üstelik onun eğitim çağı, 20.yüzyıl Avrupa’sının ilk dönemindedir ve bu dönem, tarihte az rastlanılır düzeyde karmaşık ve kaotik bir atmosferde cereyan eder. Nobel ödülünü ithaf ettiği öğretmeni Lois Germain’in sağladığı bir bursla 1923 yılında Lise’ye giren Camus, bütün öğrenimini burslar yardımıyla tamamlamıştır..Image
Liseyi bitirince Cezayir Üniversitesi Felsefe bölümüne girer ve aynı tarihlerde (1930) kendi deyişiyle “verem ve komünizm illetine” yakalanır. Bu iki olgu da yaşamı boyunca gerek felsefi/edebi gerekse de pratik yaşamı boyunca sürekli kendisini hissettirmiş ve Camus, belki de çok az yazar ve düşünürde görünen sıklıkta ölüm, anlamsızlık, nihilizm temalarını işlemiştir. Her ne kadar Komünist partisi ile ilişkisi çok sürmemiş ve 1935 yılında üyelikten ayrılmışsa da, siyasal olaylarda sol hareketler ve direnişçilerle birlikte tavır almış ancak 1951’de yazdığı “Başkaldıran İnsan” denemesi ile o dönemin Marksistleri ve özellikle de varoluşçu edebiyat içinde birlikte yürüdüğü Sartre tarafından şiddetle eleştirilmiştir.

9 Mayıs 2012 Çarşamba

Mimar Sinan Kimdir?

Mimar Sinan
Türk, mimar. Dünyanın en büyük yapı sanatçılarından biridir. Kayseri’nin Ağırnas köyünde doğdu, 17 Temmuz 1588′de İstanbul’da öldü. Doğum tarihi kesin değildir. Ailesine ve yaşamına ilişkin kimi zaman yetersiz ve çelişkili bilgiler, çağdaşı Sâi Mustafa Çelebi’nin onun ağzından yazdıklarına, mimarbaşı olduğu dönemden kalan yazışmalara, kendi vakfiyesine ve yazarı bilinmeyen belge ve kitaplara dayanmaktadır. Kaynaklara göre Sinan, I. Selim (Yavuz) padişah olduktan sonra başlatılan ve Rumeli’de olduğu gibi Anadolu’dan da asker devşirmeyi öngören yeni bir uygulama uyarınca 1512′de devşirilerek İstanbul’a getirildi. Orduya asker yetiştiren Acemi Oğlanlar Ocağı’na verildi, 1514′te Çaldıran Savaşı’nda 1516-1520 arasında da Mısır seferlerinde bulundu. İstanbul’a dönünce Yeniçeri Ocağı’na alındı.

Pablo Neruda kimdir?

Pablo Neruda (1904 – 1973)
Şilili şair Neruda, toplumsal ve siyasal şiirleriyle Latin Amerika edebiyatının dünyada itibar kazanmasını sağladı. Canto General adlı epik şiir dizisiyle kendi kıtasının tarihini ve şimdiki zamanını yansıttı.
Latin Amerika’nın şiirsel sesi Neruda, Neftali Ricardo Reyes Basoalto adıyla 12 Temmuz 1904′de Güney Şili’de dünyaya geldi. Babası lokomotifçi, doğumundan hemen sonra ölen annesiyse öğretmendi. Neruda henüz 15 yaşındayken yurdunun taşra gazetesindeki edebiyat eklerini düzeltmekle görevlendirildi. Bu dönemde, Çekoslovakyalı şair Jan Neruda’ya olan hayranlığından dolayı Pablo Neruda takma adını aldı. 1924′te ilk şiirleriyle bir edebiyat yarışmasını kazanarak bir bursa layık görüldü. Santiago’da üç yıl Fransız edebiyatı öğrenimi gördükten sonra gazeteci olarak çalışmaya başladı.
1924: Veinle poemas de amor
Neruda’nın ilk şiir derlemesi Crespıısctılario adı altında 1923 yılında çıktı. Bir yıl sonra yayınlanan Veinte poemas de amour y una cancion desesperada (Yirmi Aşk Şiiri ve Umutsuz Bir Şarkı) Latin Amerika’nın en çok satış yapan şiir kitabı oldu. Neruda bir aşk öyküsünü fon alarak aynı anda bir şehvet objesi, sığınılabilecek bir liman ve kozmik bir güç olan kadına bir od yazdı.

Rimsky Korsakov Kimdir?


Rimsky-Korsakof milliyetçi akımın Rusya’da oldukça güçlü olduğu bir dönemde yaşadı. Çocukluğundan itibaren aklında hep denizci olmak vardı. Rusya’nın kültür başkenti San Petersburg’daki, askeri birliğe yazıldı. Burada birçok opera ve konser dinleme şansı buldu. Dinlediği eserler içinde onu en çok etkileyen Glinka oldu. Balakirev’le tanıştı.
Besteci, 1862-1865 yıllarını denizde geçirdi. Bu dönemde yaylı çalgılar dörtlüsü, piyano beşlisi ve piyano için fügler besteledi.1876 yılında incelediği Halk Şarkıları, Rimsky-Korsakof’un daha yaratıcı bir döneme girmesini sağladı. Mayıs Gecesi and Snegurochka operalarını yazdı.
1874-1881 yılları arasında Bağımsız Müzik Okulu’nun yöneticiliğini yaptı. Borodin 1887 yılında öldüğü zaman Polevec Dansları Prens Igor operasını öğrencisi Glozunov’la beraber tamamladı. En çok bilinen eseri Sheherazade ile İspanyol Kaprisyosunu yazdı.

1889 yılında Wagner’in Halka(Ring) operasının Rusya’daki prömiyeri yapıldı. Bu eserden çok etkilenen Rimsky-Korsakof, bütün vaktini opera eserlerine ayırmaya başladı. Bu arada sinir hastalığı geçirse de yaratıcılığı etkilenmedi. 1896 yılında, Mussorgsky’nin Boris Godunov operasının, kendi versiyonunu tamamladı.

Elif Şafak kimdir?

“Elif Şafak” Denen Kadın Kimdir?
1971 yılında Strasbourg’da doğdu. ODTÜ Uluslararası İlişkiler Bölümü’nü bitirdi. Yüksek lisansını aynı üniversitede Kadın Çalışmaları Bölümü’nde yaptı. İlk (öykü) kitabı Kem Gözlere Anadolu 1994 yılında, ilk romanı Pinhan 1997′de (İletişim), ikinci romanı Şehrin Aynaları 1999′da (İletişim) üçüncü romanı Mahrem (Metis) 2000 yılında basıldı. Elif Şafak, Pinhan ile 1998 Mevlana Büyük Ödülü’nü kazandı. Halen İstanbul Bilgi Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’nde araştırma görevlisidir ve ODTÜ Siyaset Bilimi Bölümü’nde doktorasını sürdürmektedir.

Ernesto Che Guevara kimdir?

Ernesto Guevara de la Serna (14 Haziran 1928 – 9 Ekim, 1967), Che Guevara ya da el Che, olarak bilinir. Guevara, Arjantin doğumlu doktor, Marksist, politikacı ve Küba ile Enternasyonalist gerillaların lideriydi. Tıp eğitimi alırken Latin Amerika’yı baştan başa dolaştı ve bu sayede birçok insanın karşı karşıya kaldığı yoksulluğu doğrudan gözlemleyebildi. Bu deneyimler sonucunda bölgedeki ekonomik eşitsizliği çözmenin tek yolunun devrim olduğuna ikna olarak Marksizm’i incelemeye başladı ve Başkan Jacobo Arbenz Guzmán’ın önderliğinde Guatemala’nın sosyal devrimine katıldı.
Bir süre sonra 1959 yılında Küba’da yönetimi ele geçiren Fidel Castro’nun askerî nitelikli 26 Temmuz Hareketi’nin bir üyesi olmuştur. Yeni hükümette çeşitli önemli görevlerde bulunduktan, gerilla savaşı teorisi ve uygulamaları üzerine makaleler ve kitaplar yazdıktan sonra diğer ülkelerdeki devrimci hareketlere katılmak üzere 1965 yılında Küba’dan ayrıldı. İlk olarak Kongo-Kinşasa’ya (sonraları Kongo Demokratik Cumhuriyeti) daha sonra da CIA ve Amerikan Ordusu Özel Harekât Birlikleri’nin ortak operasyonu sonrası yakalanacağı Bolivya’ya gitti. Guevara 9 Ekim 1967’de Vallegrande yakınlarındaki La Higuera’da Bolivya Ordusu’nun elinde iken öldü. Son saatlerinde yanında bulunanlar ve onu öldürenler, yargısız infaz sonucu öldürüldüğüne tanıklık etmişlerdir.
Ölümünden sonra Guevara dünya üzerinde sosyalist devrimci hareketlerin sembolü haline gelmiştir. Guevara’nın Alberto Korda tarafından çekilen fotoğrafı “dünya üzerindeki en ünlü fotoğraf ve 20. yüzyılın sembolü” olarak nitelenmiştir.
Image

4 Mayıs 2012 Cuma

Anna Masala Kimdir?

Anna Masala
Sabahın erken saatlerinde ve bir de günün o ilk saatlerinin sessizliğinde kitap okumak son derece keyifli bir iştir hele bu o gün bir tatil sabahı ise ayrı bir zevk oluyor. Yine böyle bir tatil günü sabahı, bana bir gün öncesinden hediye edilmiş, “Türkiye’ye Aşk mektuplarım” adlı kitabı okuduğumda ne bileyim biraz hüzünle karışık içimde insan sevgisinin heyecanıyla birlikte; “Acaba Türk olmak ne demek?” sorusunu sormadan edemedim kendime.
Anna Masala 1934 doğumlu Bir İtalyan. En son Roma Üniversitesi’nde 1972 yılında Türk Dili ve Edebiyatı profesörü olmuş 1980 yılında da Ordinaryüs Profesör unvanını almış bir bilim kadını. Elimdeki kitap Kültür Bakanlığı Yayınlarından basılmış basım tarihi 2002 olan yeni bir kitapçık. Eski Kültür Bakanı İstemihan Talay’ın bir sunuş yazısı var ve her zamanki gibi çok makul bir fiyatla sunulmuş.
Kitabı bitirdiğimde ne yalan söyleyeyim, kütüphanemde yerleri ayrılmış olan Dünya edebiyatı mı veya Türk edebiyatı bölümüne mi koysam diye uzunca bir süre tereddütte bulundum ve bu tereddütten dolayı da biraz mahcup kalarak utandım.
Ord.Prof. Masala uzun yıllar Türkiye’de bulunmuş çok geniş bir dost çevresine sahip olmuş ve Türk’leri hiçbir ön yargısı olmadan ve davranışlarını büyük bir titizlikle gözlemlemiş ve de bunlardan genel soyutlamalara varmış bir yabancı araştırmacı.

Slavoj Zizek Kimdir – Fikirleri – Kitapları – Yaşamı

Image
İletişim alanında Zizek, özellikle film analizleri ile tanınıyor. 1970’lerden bu yana film analizlerine egemen olan göstergebilimsel yöntemin tek katmanlı çözümleme yarattığından hareketle, filmin yüksek metin (hipertext) kurgusu nedeniyle çok katmanlı yapısına dikkat çekiyor. Filmin görüntüleri ve diyalogları birleştirerek neredeyse ikinci el bir yaşam olduğundan hareketle, psikanalizi bir film çözümleme yöntemi olarak kullanıyor. Psikanalizin babası Sigmund Freud, bu yöntemi bir klinik metod olarak rüyalara uygulayan ilk düşünürdü. Bir post-freudyen olan Jacques Lacan ise psikanalizi dil üzerinden çözümlemelere kattı. Lacan, 1951’den itibaren yine Freud’un yol göstericiliğinde, dil kullanımı ve dil sürçmeleri üzerinde çalışarak, “Freud’a Dönüş” seminerleri başlattı. Freud’un daha 1895’te sözünü ettiği “konuşmaya katılan belirtiler” den hareketle belirtilerin ve eylemlerin, nasıl sözcüğün tam anlamıyla bedenin içinde tuzağa düşmüş kelimeler olabileceğinden yola çıkan Freud’un ayak izlerinden giden Lacan, psikanalizi dile uygulayan ilk bilim adamı oldu. Lacan film çözümlemelerinde de psikanalizi kullandı. Hitchcock filmlerinde sıklıkla psikanalitik çözümlemelere giden Lacan, İspanyol yönetmen L. Bunuel’in El Bruto-1952 filmini meslektaşları ile izleyerek psikanalitik yöntemle karşılıklı fikir alışverişi içinde incelemeye alır. Lacan’ın geliştirdiği metodu Zizek klinik çalışmaların dışına alarak, popüler kültüre ve sinemaya uyguladı. Zizek, Freud’un rüya çözümlemelerini, sinemanın da bir rüya endüstrisi, (Spielberg’in film şirketinin isminin Dreamworks “rüya çalışmaları” olduğuna dikkat) bu kez yönetmenin bakışıyla toplumun bilinçaltını deşen bir endüstri olduğundan hareketle, buradaki görüntüler kadar diyalogların da (Matrix filminde Morfeus’un, Neo’ya Chicago’nun son halini, neredeyse 11 Eylül 2001 tarihini, 1999’dan öngören bir kurguyla ‘gerçeğin çölüne hoşgeldiniz’ diye takdim etmesi) analize tabii tutulması gerektiğini görerek, film analizlerini başlattı. Ancak Zizek, bu yöntemi, daha çok popüler kültür ve toplumsal çalışmalarının içinde birer anektot gibi dağıtmayı uygun gördü.