Albert Camus
Cezayir Mondovia doğumludur.
Yoksul bir işçi olan babası I.Dünya savaşı sırasında ölünce, İspanyol
asıllı olan annesi çocuklarına bakmak için ev işlerinde çalışmak
durumunda kalmış, Camus, küçük bir evde, erkek kardeşi, anneannesi ve
felçli dayısı ile geçirmiş çocukluğunu. Eğitimi ve dolayısıyla
felsefeci/yazar kişiliği, bu yoksulluk içerisinde tamimiyle
rastlantısaldır. Üstelik onun eğitim çağı, 20.yüzyıl Avrupa’sının ilk
dönemindedir ve bu dönem, tarihte az rastlanılır düzeyde karmaşık ve
kaotik bir atmosferde cereyan eder. Nobel
ödülünü ithaf ettiği öğretmeni Lois Germain’in sağladığı bir bursla
1923 yılında Lise’ye giren Camus, bütün öğrenimini burslar yardımıyla
tamamlamıştır..Liseyi bitirince Cezayir Üniversitesi Felsefe bölümüne girer ve aynı tarihlerde (1930) kendi deyişiyle “verem ve komünizm illetine” yakalanır. Bu iki olgu da yaşamı boyunca gerek felsefi/edebi gerekse de pratik yaşamı boyunca sürekli kendisini hissettirmiş ve Camus, belki de çok az yazar ve düşünürde görünen sıklıkta ölüm, anlamsızlık, nihilizm temalarını işlemiştir. Her ne kadar Komünist partisi ile ilişkisi çok sürmemiş ve 1935 yılında üyelikten ayrılmışsa da, siyasal olaylarda sol hareketler ve direnişçilerle birlikte tavır almış ancak 1951’de yazdığı “Başkaldıran İnsan” denemesi ile o dönemin Marksistleri ve özellikle de varoluşçu edebiyat içinde birlikte yürüdüğü Sartre tarafından şiddetle eleştirilmiştir.