Söylenildiğine Göre AŞAĞIDAKİ YAZIYI BİR ORTAOKUL ÖĞRENCİSİ, OKULUNUN DUVAR GAZETESİNE
YAZMIŞ.
Bu ülkede yasayan her insanin bağımsızlığını ve demokrasisini
borçlu olduğu
insan:
ATATÜRK…
Gençliğinde kot pantolon giyememiş.
Sevgilisinin elinden tutup
hasılat rekorları kiran bir sinema filmine gidememiş…
Padişah ona Trablusgarp Cephesi’nde görev verdiğinde, lüks uçak
şirketinin,
first class koltuğunda viskisini yudumlayarak görev yerine gidememiş…
Halkına bağımsızlık fikrini anlatabilmek için kortej
esliğinde
Mercedes’lerle gezememiş Anadolu’yu…
atatürk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
atatürk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
11 Mayıs 2012 Cuma
5 Mayıs 2012 Cumartesi
Kurtuluş Savaşında Ordunun Kaynağı Nasıl Sağlandı?
Tekâlif-i Milliye Emirleri,
Kurtuluş Savaşı’nın dönüm noktalarından olan Sakarya Meydan Muharebesi
öncesi ordunun ihtiyacını karşılamak ve Sakarya Savaşı’na hazırlanmak
için Başkomutan Mustafa Kemal Paşa’nın kanunla kendisine verilen yasama
yetkisini kullanarak yayınladığı “Ulusal Yükümlülük Emirleridir”. 7
Ağustos 1921′de yayınlanmış olup toplamı on maddedir.
1. Her ilçede bir tane Tekalif-i Milliye Komisyonu kurulacak.
2. Halk, elindeki silah ve cephaneyi 3 gün içinde orduya teslim edecek.
3. Her aile bir askeri giydirecek.
4. Yiyecek ve giyecek maddelerinin %40′ına el konacak ve bunların karşılığı daha sonra geri ödenecek.
5. Ticaret adamlarının elindeki her türlü giyim eşyasının %40′ına el konacak ve bunların karşılığı daha sonra geri ödenecek.
6. Her türlü makineli aracın %40′ına el konacak.
7. Halkın elindeki binek hayvanlarının ve taşıt araçlarının %20′sine el konacak.
8. Sahipsiz bütün mallara el konacak.
9. Tüm demirci, dökümcü, nalbant, terzi ve marangoz gibi iş sahipleri ordunun emrinde çalışacak.
10. Halkın elindeki araçlar aylık 100 km. askeri ulaşım yapacaklar.
tarihte on emir diye de bilinir.
1. Her ilçede bir tane Tekalif-i Milliye Komisyonu kurulacak.
2. Halk, elindeki silah ve cephaneyi 3 gün içinde orduya teslim edecek.
3. Her aile bir askeri giydirecek.
4. Yiyecek ve giyecek maddelerinin %40′ına el konacak ve bunların karşılığı daha sonra geri ödenecek.
5. Ticaret adamlarının elindeki her türlü giyim eşyasının %40′ına el konacak ve bunların karşılığı daha sonra geri ödenecek.
6. Her türlü makineli aracın %40′ına el konacak.
7. Halkın elindeki binek hayvanlarının ve taşıt araçlarının %20′sine el konacak.
8. Sahipsiz bütün mallara el konacak.
9. Tüm demirci, dökümcü, nalbant, terzi ve marangoz gibi iş sahipleri ordunun emrinde çalışacak.
10. Halkın elindeki araçlar aylık 100 km. askeri ulaşım yapacaklar.
tarihte on emir diye de bilinir.
Etiketler:
atatürk,
eğitim,
Kurtuluş Savaşında ordunun kaynağı nasıl sağlandı,
osmanlı,
siyaset,
tanzimat,
Tarih
Atatürk Ve Felsefe
ATATÜRK VE FELSEFE
Burada yapılacak kısa incelemede, Atatürk’ün bazı felsefi görüşleri ile kendi yönetim ve inkılabına dayanak olan felsefi esaslar ele alınacaktır. Mustafa Kemal’in doğuştan önder yaradılışta ve bağımsız bir ruha sahip olduğu bilinmektedir. Bu özelliğini kendisi şöyle anlatıyor. “Hürriyet ve bağımsızlık benim karakterimdir. Ben, milletin en büyük ve atalarımın en değerli mirası olan bağımsızlık aşkı ile dolu bir adamım. Çocukluğumdan bugüne kadar ailemle ilgili bulunan özel ve resini hayatımın her evresini yakından tanıyanlarca bu aşkım bilinir. Bence , bir millette şerefin, onurun, namusun ve insanlığın doğup yaşayabilmesi, mutlaka o milletin özgürlük ve bağımsızlığına sahip olmasına bağlıdır. Ben, yaşayabilmek için mutlaka bağımsız bir milletin evladı olmalıyım.” Mustafa Kemal’in eserinin, kendi yetişme tarzı ve yaradılışıyla ilgisi pek büyüktür. O’nun karakterindeki özgürlük ve bağımsızlık vasfı, kısmen inceleme ve araştırmacılarının, daha çok yaradılışının ve geçirdiği deneylerin ortaya çıkardığı felsefi inançların kaynağıdır. Şu halde, O’nun kuracağı düzenin toplumsal ve bireysel bağımsızlık ve özgürlük ilkelerini yansıtan bir öğreti ve onun kökeni niteliğindeki bir felsefi inanç olması kadar doğal bir şey yoktur. Mustafa Kemal, insanı laik ve özgürlüklerini kısıtlayan, herhangi bir toplum üzerinde diğerlerini kayıtsız şartsız egemen kılan, demokratik yollar dışında bir millete iktidar olma iddiasında bulunan görüşlere, felsefelere: bireylere ve kuruluşlara düşmandır. O’nun yönetim ve hedefi, giderek, gelişmek ve olgunlaşmak suretiyle ulusal bağımsızlık ve egemenliğe dayanarak milli iradenin ve meşru temsilcilerinin etki ve yönetimiyle milli ülküleri gerçekleştirmektedir. Bu ülküye kaynak olan felsefe, Atatürkçü felsefedir; başka bir deyişle Mustafa Kemal kendi felsefesinin uygulayıcısıdır.
Burada yapılacak kısa incelemede, Atatürk’ün bazı felsefi görüşleri ile kendi yönetim ve inkılabına dayanak olan felsefi esaslar ele alınacaktır. Mustafa Kemal’in doğuştan önder yaradılışta ve bağımsız bir ruha sahip olduğu bilinmektedir. Bu özelliğini kendisi şöyle anlatıyor. “Hürriyet ve bağımsızlık benim karakterimdir. Ben, milletin en büyük ve atalarımın en değerli mirası olan bağımsızlık aşkı ile dolu bir adamım. Çocukluğumdan bugüne kadar ailemle ilgili bulunan özel ve resini hayatımın her evresini yakından tanıyanlarca bu aşkım bilinir. Bence , bir millette şerefin, onurun, namusun ve insanlığın doğup yaşayabilmesi, mutlaka o milletin özgürlük ve bağımsızlığına sahip olmasına bağlıdır. Ben, yaşayabilmek için mutlaka bağımsız bir milletin evladı olmalıyım.” Mustafa Kemal’in eserinin, kendi yetişme tarzı ve yaradılışıyla ilgisi pek büyüktür. O’nun karakterindeki özgürlük ve bağımsızlık vasfı, kısmen inceleme ve araştırmacılarının, daha çok yaradılışının ve geçirdiği deneylerin ortaya çıkardığı felsefi inançların kaynağıdır. Şu halde, O’nun kuracağı düzenin toplumsal ve bireysel bağımsızlık ve özgürlük ilkelerini yansıtan bir öğreti ve onun kökeni niteliğindeki bir felsefi inanç olması kadar doğal bir şey yoktur. Mustafa Kemal, insanı laik ve özgürlüklerini kısıtlayan, herhangi bir toplum üzerinde diğerlerini kayıtsız şartsız egemen kılan, demokratik yollar dışında bir millete iktidar olma iddiasında bulunan görüşlere, felsefelere: bireylere ve kuruluşlara düşmandır. O’nun yönetim ve hedefi, giderek, gelişmek ve olgunlaşmak suretiyle ulusal bağımsızlık ve egemenliğe dayanarak milli iradenin ve meşru temsilcilerinin etki ve yönetimiyle milli ülküleri gerçekleştirmektedir. Bu ülküye kaynak olan felsefe, Atatürkçü felsefedir; başka bir deyişle Mustafa Kemal kendi felsefesinin uygulayıcısıdır.
Etiketler:
atatürk,
Atatürk felsefesi nedir,
atatürk ve felsefe,
Felsefe,
Tarih
Atatürk’ün Basın hakkında Düşünce ve Sözleri
Atatürk’ün Basın ile ilgili Sözleri
Basın, milletin müşterek sesidir. Bir milleti aydınlatma
ve irşatta, bir millete muhtaç olduğu fikrî gıdayı vermekte,
hulâsa bir milletin hedefi saadet olan müşterek bir istikamette
yürümesini teminde, basın başlıbaşına bir kuvvet, bir mektep,
bir rehberdir.
(1922)
Basın hürriyetinden doğacak mahzurların izalesi bizzat basın
hürriyeti ile kaim olduğuna dair Büyük Meclisin yol gösterici
ve olgun sahasında tesbit edilen esaslar eğer Cumhuriyetin
ruhu olan faziletten mahrum cüret erbabına, basın içinde
eşkiyalık fırsatını verirse, eğer aldatıcı ve baştan çıkarıcıların
fikir sahasında meş’um tesirleri, tarlasında çalışan masum
vatandaşların kanlarını akıtmasına, yuvaların dağılmasına
sebep olursa ve eğer en nihayet eşkiyalığın en zararlısına
başvuran bu gibi baştan çıkarıcıların kanunların hususî
müsaadelerinden faydalanmak imkânını bulursa, Büyük Millet
Meclisinin terbiye edici ve kahredici elinin müdahale ve
tembih etmesi elbette zaruri olur.
Basın, milletin müşterek sesidir. Bir milleti aydınlatma
ve irşatta, bir millete muhtaç olduğu fikrî gıdayı vermekte,
hulâsa bir milletin hedefi saadet olan müşterek bir istikamette
yürümesini teminde, basın başlıbaşına bir kuvvet, bir mektep,
bir rehberdir.
(1922)
Basın hürriyetinden doğacak mahzurların izalesi bizzat basın
hürriyeti ile kaim olduğuna dair Büyük Meclisin yol gösterici
ve olgun sahasında tesbit edilen esaslar eğer Cumhuriyetin
ruhu olan faziletten mahrum cüret erbabına, basın içinde
eşkiyalık fırsatını verirse, eğer aldatıcı ve baştan çıkarıcıların
fikir sahasında meş’um tesirleri, tarlasında çalışan masum
vatandaşların kanlarını akıtmasına, yuvaların dağılmasına
sebep olursa ve eğer en nihayet eşkiyalığın en zararlısına
başvuran bu gibi baştan çıkarıcıların kanunların hususî
müsaadelerinden faydalanmak imkânını bulursa, Büyük Millet
Meclisinin terbiye edici ve kahredici elinin müdahale ve
tembih etmesi elbette zaruri olur.
Etiketler:
atatürk,
Atatürk’ün Basın hakkında Düşünce ve Sözleri
Atatürk’ün Çağdaşlaşmayla İlgili Sözleri nelerdir?
ATATÜRKÇÜ DÜŞÜNCEDE ÇAĞDAŞLAŞMA
Çağdaşlaşma nedir ? :
Çağın gelişmiş kurumlarına, gelişmiş uygarlık düzeyine ulaşabilmek için gerekli olan ekonomik,toplumsal, psikolojik,siyasal değişmeyi
gerçekleştirmek demektir.
Tanımdan da anlaşılabileceği gibi çağdaşlaşma sadece ekonomik ve sanayileşme alanında değil, diğer alanlarda da yenileşmeyi amaçlamaktadır.
Atatürk, Türk toplumunu her sahada uygar bir toplum durumuna getirmeyi amaçlamaktadır. İnkılabı ” Milletin esenliği için halk adına yapıldı” ve ” Yaptığımız ve yapmakta olduğumuz inkılapların amacı, Türkiye Cumhuriyeti halkını tamamen modern ve bütün anlamı
ve biçimiyle uygar bir toplumsal heyet durumuna getirmektir ” diyen Atatürk’ün çağdaşlaşma amacı budur.
Atatürk niçin çağdaşlaşma gereğini duymuş, köklü değişiklikler ve yenilikler gerçekleştirmiştir?
Türkiye’de Çağdaşlaşma Çabaları :
Osmanlı Devleti 1299′da kuruluşundan , XVI.yy. ortalarına kadar üç kıtaya yayılmış güçlü bir imparatorluk durumuna gelmişti. Ancak bu güçlü durumunu XVI.yy.sonlarından itibaren sürdüremedi.
Çağdaşlaşma nedir ? :
Çağın gelişmiş kurumlarına, gelişmiş uygarlık düzeyine ulaşabilmek için gerekli olan ekonomik,toplumsal, psikolojik,siyasal değişmeyi
gerçekleştirmek demektir.
Tanımdan da anlaşılabileceği gibi çağdaşlaşma sadece ekonomik ve sanayileşme alanında değil, diğer alanlarda da yenileşmeyi amaçlamaktadır.
Atatürk, Türk toplumunu her sahada uygar bir toplum durumuna getirmeyi amaçlamaktadır. İnkılabı ” Milletin esenliği için halk adına yapıldı” ve ” Yaptığımız ve yapmakta olduğumuz inkılapların amacı, Türkiye Cumhuriyeti halkını tamamen modern ve bütün anlamı
ve biçimiyle uygar bir toplumsal heyet durumuna getirmektir ” diyen Atatürk’ün çağdaşlaşma amacı budur.
Atatürk niçin çağdaşlaşma gereğini duymuş, köklü değişiklikler ve yenilikler gerçekleştirmiştir?
Türkiye’de Çağdaşlaşma Çabaları :
Osmanlı Devleti 1299′da kuruluşundan , XVI.yy. ortalarına kadar üç kıtaya yayılmış güçlü bir imparatorluk durumuna gelmişti. Ancak bu güçlü durumunu XVI.yy.sonlarından itibaren sürdüremedi.
Atatürk’ün Türk Dili Hakkındaki Görüşleri nelerdir?
“En iyi savunma yöntemi, saldırıdır. Bu durumda dil alanında türemiş
yabancılıklara saldıralım; ağacı bir kez silkeleyelim : Görelim, hangi
çürükler düşecek; kalan sağlamlar bakalım ne kadardır? Dökülmeyenler,
özleri ve arınmışları bulununcaya dek biraz daha işe yarayabilir; geçici
olarak!…”
“Türk Dili’nin özleştirilmesi, varsıllaştırılıp kamuoyuna bunların benimsetilmesi için bütün yayın araçlarından yararlanmalıyız. Her aydın, hangi konuda olursa olsun, yazarken buna özen gösterebilmeli, konuşma dilimiziyse uyumlu, güzel bir duruma getirmeliyiz.”
“Başka dillerdeki her bir sözcüğe karşılık olarak dilimizde en az bir sözcük bulmak ya da türetmek gerekir. Bu sözcükler kamuoyuna sunulmalı, böylece, yaygınlaşıp yerleşmesi sağlanmalıdır.”
“Batı dillerinin hiçbirinden aşağı olmamak üzere, onlardaki kavramları anlatacak keskinliği, açıklığı taşıyan Türk bilim dili terimleri türetilecektir.”
“Türk Dili’nin özleştirilmesi, varsıllaştırılıp kamuoyuna bunların benimsetilmesi için bütün yayın araçlarından yararlanmalıyız. Her aydın, hangi konuda olursa olsun, yazarken buna özen gösterebilmeli, konuşma dilimiziyse uyumlu, güzel bir duruma getirmeliyiz.”
“Başka dillerdeki her bir sözcüğe karşılık olarak dilimizde en az bir sözcük bulmak ya da türetmek gerekir. Bu sözcükler kamuoyuna sunulmalı, böylece, yaygınlaşıp yerleşmesi sağlanmalıdır.”
“Batı dillerinin hiçbirinden aşağı olmamak üzere, onlardaki kavramları anlatacak keskinliği, açıklığı taşıyan Türk bilim dili terimleri türetilecektir.”
Atatürk’ün Anılarından Örnekler
Sakal…
Atatürk Amasya ziyaretinde.Vali konağında yörenin ileri gelenleri ile sohbette. Bir ara tam karsısında oturan birine takılır gözleri. Yaşı ellinin üzerinde bu adam beline kadar inen sakalıyla Atatürk’ün dikkatini çeker. Ata, yanındaki valinin kulağına eğilip sorar;
- Kimdir bu?
Vali yanıt verir;
- Efendim kendisi Şıh’tır. Yörede çok hatırlısı vardır.
Atatürk Şıh’ı yanına çağırır ve;
- Bak baba, imanın ölçüsü sakalın boyunda değildir. Sunu rica etsem de en azından Peygamber efendimizinki gibi kısaltsan der ve eliyle de boyun altı hizasını gösterir.
Şıh;
- “ Emrin olur Paşam ” diyerek yerine çekilir.
Atatürk Amasya ziyaretinde.Vali konağında yörenin ileri gelenleri ile sohbette. Bir ara tam karsısında oturan birine takılır gözleri. Yaşı ellinin üzerinde bu adam beline kadar inen sakalıyla Atatürk’ün dikkatini çeker. Ata, yanındaki valinin kulağına eğilip sorar;
- Kimdir bu?
Vali yanıt verir;
- Efendim kendisi Şıh’tır. Yörede çok hatırlısı vardır.
Atatürk Şıh’ı yanına çağırır ve;
- Bak baba, imanın ölçüsü sakalın boyunda değildir. Sunu rica etsem de en azından Peygamber efendimizinki gibi kısaltsan der ve eliyle de boyun altı hizasını gösterir.
Şıh;
- “ Emrin olur Paşam ” diyerek yerine çekilir.
Aradan zaman geçer, bir aksam Atatürk Amasya’daki Şıh’ı hatırlar ve Vali’yi telefonla arayıp durumu sorar. Vali nasıl söyleyeceğini bilememekle birlikte, Şıh’ın sakal boyunda en küçük bir kısalma bile olmadığını aksine kimselere el sürdürmediğini anlatır. Atatürk telefonu kapatır, kağıdı kalemi eline alır ve az sonra nazırını çağırıp, yazdığı yazıyı Amasya Valiliği’ne tebliğ etmesini ister. Ertesi gün Amasya’dan bir haber gelir ki Şıh Efendi Ata’yı görmek üzere Ankara’ya yola çıkmış…
Etiketler:
anılar,
atatürk,
Atatürk’ün Anılarından Örnekler
Atatürk’ün Türk Eğitimi İçin Önerileri
ATATÜRK’ÜN TÜRK EĞİTİM TARİHİNDEKİ YERİ
Atatürk’ün eğitimimizin durumuna ilişkin başlıca gözlem ve teşhislerini maddelersek:
• Toplumumuzda yaygın bir bilgisizlik vardır.
• Eğitim-öğretim yöntemlerimiz uygun değildir.
• Çocuklarımızın üzerinde ailenin baskısı vardır.
• Bir milletin yükselmesi de alçalması da eğitimin milli olup olmasıyla ilgilidir. Bizim eğitimimiz ise milli değildir. Atatürk’e göre; milli olmayan eğitimimizin yüzyıllardır süren felaketlerimizin temel sebeplerindendir.
• İstikrarlı eğitim politikamız yoktur.
• Eğitimimizin amacı kendini, hayatı bilmeyen , her konuda yüzeysel bilgi sahibi tüketici insan yetiştirmek olmuştur.
ATATÜRK’ÜN EĞİTİMİMİZ İÇİN ÖNERİLERİ, İSTEKLERİ, TALİMATLARI
Onun yaptığı inceleme , gözlem ve teşhislerinden öneri ve isteklerini neler olduğu belli olsa da belli başlıklar altında incelememiz gerekmektedir:
• Gelecek nesiller Türkiye’nin bağımsızlığını koruyacak, cumhuriyeti koruyup yükseltecek biçimde yetiştirilmelidir.
• Eğitim milli , bilime dayalı ve laik olmalıdır.
• Eğitim işe yarar, üretici ve hayatta başarılı olacak insanlar yetiştirmelidir.
İşte Atatürk gerilememizin önemli nedenlerinden biri olan memur olmaya aşırı düşkünlüğü ortadan kaldırmaya çalışmış yeni ve aktif bir insan tipi yetiştirmeyi hedef göstermiştir. Ona göre bilgi, bir süs, zevk ya da baskı aracı değil hayatta başarıyı sağlayan kullanılabilir bir araç olmalı, her öğretim düzeyinde iktisadi hayatta etkili olacak uygulamalı bilgiler kazandırmalıdır. (Akyüz , 2001)
• Eğitim çocuğa hürriyet vererek, yeni nesillere de fazilet,fedakarlık, düzen, disiplin, kendine ve milletimizin geleceğine güven duygularını geliştirmelidir.
• Eğitim toplumu cehaletten kurtarmalı , onun bilgi ve ahlak düzeyini yükseltmeli, kabiliyetlerini ortaya çıkarıp geliştirmelidir.
Atatürk toplumumuzun bilgisizliğini, felaketimizin en önemli nedenleri arasında görüldüğünden bilgisizliğin süratle ortadan kaldırılması gerektiğini her zaman ifade etmiştir.
H. HEYET-İ İLMİY E TOPLANTILARI
1. İkinci Heyet-i İlmiye Toplantısı :
Bu toplantının amacı Türk eğitim sistemini yeni devlet düzenine uydurmak eğitim binasını yeniden kurup laik bir eğitim zihniyeti yerleştirme çalışmalarıdır. Bu heyetin toplanma amacını Maarifvekili şöyle açıklıyordu:
Cumhuriyetin hakiki mihrap ve gaye halinde müebbet yaşaması bizim için en esaslı hedeftir. Yeni nesilleri kuvvetli bir iman, hakiki bir seçme ile yetiştirmek için terbiye ve Maarifsistemlerimizde değişiklik yapmak lazımdı. Bunun esaslarını belirlemek için mustedir ve mütehassıs birçok kişileri Ankara da topladık
İkinci heyet-i ilmiyenin aldığı kararlar şöyledir:
• Mecburi öğretim bir yıl kısaltılıp beş yıl olmalıdır.
• Lise öğretimi de altı yıl olup ilk üç sınıfına “kısm-i evvel” kalan üç sınıfa da “kısm-i sani “ denilip kız liselerimizin de öğretim süresi erkek liselerine eşit olması kabul edildi.
• Kız ve erkek lise programları aynı olup yalnız ilk kısımda kızlar bazı meslek dersleri göreceklerdir.
• Öğretmen okullarının öğretim süresi beş yıla çıkartılıp programa içtimaiyat dersi eklenecektir.
• İstanbul erkek muallim mektebinin yüksek kısmının Darülfünun’a bağlanıp “yüksek muallim mektebi” adını alması kabul edildi.
• Bakan vasıf Bey in eğitimin aşağı tabakalara inebilmesi için “idareyi hususiye” vergisinin kaldırılması kabul edilmiştir.
• Liselerin üst sınıfları için yarışma usulü kitap yazdırılmaması bu sınıfların ders kitaplarının uzmanlara yazdırılıp tercüme ettirilmesi kararlaştırılmıştır.
2. Üçüncü Heyet-İ İlmiye Toplantısı
26 Aralık 1925 – ocak 1926 tarihleri arasında Maarif Vekili Necati Bey başkanlığında, başkanlık ileri gelenlerinden önemli liselerin müdürlerinden ve müfettişlerden oluşan 19 kişilik bir heyet halinde toplanmıştır.
12 oturum olarak yapılıp şu kararlar alınmıştır:
• Devlet ve il bütçelerinden maarife ayrılan parayı en verimli bir şekilde kullanıp, okulları, okumak için başvuran bütün çocukları alabilecek şekilde genişleterek önlemleri almak.
• Liselerin azaltılıp, öğretmen okulları ve meslek okullarının belirli merkezlerde toplanması ve kuvvetlendirilmesi.
• Yatısız orta okullarda karma eğitimi yapılıp stajyer öğretmenlere meslek eğitiminin verilmesinin sağlanması.
• Öğretmenlerin terfileri için yasal temeller konulup, eğitim ve öğretim işleriyle meşgul olacak bir milli talim ve terbiye dairesi kurmak.
Atatürk’ün eğitimimizin durumuna ilişkin başlıca gözlem ve teşhislerini maddelersek:
• Toplumumuzda yaygın bir bilgisizlik vardır.
• Eğitim-öğretim yöntemlerimiz uygun değildir.
• Çocuklarımızın üzerinde ailenin baskısı vardır.
• Bir milletin yükselmesi de alçalması da eğitimin milli olup olmasıyla ilgilidir. Bizim eğitimimiz ise milli değildir. Atatürk’e göre; milli olmayan eğitimimizin yüzyıllardır süren felaketlerimizin temel sebeplerindendir.
• İstikrarlı eğitim politikamız yoktur.
• Eğitimimizin amacı kendini, hayatı bilmeyen , her konuda yüzeysel bilgi sahibi tüketici insan yetiştirmek olmuştur.
ATATÜRK’ÜN EĞİTİMİMİZ İÇİN ÖNERİLERİ, İSTEKLERİ, TALİMATLARI
Onun yaptığı inceleme , gözlem ve teşhislerinden öneri ve isteklerini neler olduğu belli olsa da belli başlıklar altında incelememiz gerekmektedir:
• Gelecek nesiller Türkiye’nin bağımsızlığını koruyacak, cumhuriyeti koruyup yükseltecek biçimde yetiştirilmelidir.
• Eğitim milli , bilime dayalı ve laik olmalıdır.
• Eğitim işe yarar, üretici ve hayatta başarılı olacak insanlar yetiştirmelidir.
İşte Atatürk gerilememizin önemli nedenlerinden biri olan memur olmaya aşırı düşkünlüğü ortadan kaldırmaya çalışmış yeni ve aktif bir insan tipi yetiştirmeyi hedef göstermiştir. Ona göre bilgi, bir süs, zevk ya da baskı aracı değil hayatta başarıyı sağlayan kullanılabilir bir araç olmalı, her öğretim düzeyinde iktisadi hayatta etkili olacak uygulamalı bilgiler kazandırmalıdır. (Akyüz , 2001)
• Eğitim çocuğa hürriyet vererek, yeni nesillere de fazilet,fedakarlık, düzen, disiplin, kendine ve milletimizin geleceğine güven duygularını geliştirmelidir.
• Eğitim toplumu cehaletten kurtarmalı , onun bilgi ve ahlak düzeyini yükseltmeli, kabiliyetlerini ortaya çıkarıp geliştirmelidir.
Atatürk toplumumuzun bilgisizliğini, felaketimizin en önemli nedenleri arasında görüldüğünden bilgisizliğin süratle ortadan kaldırılması gerektiğini her zaman ifade etmiştir.
H. HEYET-İ İLMİY E TOPLANTILARI
1. İkinci Heyet-i İlmiye Toplantısı :
Bu toplantının amacı Türk eğitim sistemini yeni devlet düzenine uydurmak eğitim binasını yeniden kurup laik bir eğitim zihniyeti yerleştirme çalışmalarıdır. Bu heyetin toplanma amacını Maarifvekili şöyle açıklıyordu:
Cumhuriyetin hakiki mihrap ve gaye halinde müebbet yaşaması bizim için en esaslı hedeftir. Yeni nesilleri kuvvetli bir iman, hakiki bir seçme ile yetiştirmek için terbiye ve Maarifsistemlerimizde değişiklik yapmak lazımdı. Bunun esaslarını belirlemek için mustedir ve mütehassıs birçok kişileri Ankara da topladık
İkinci heyet-i ilmiyenin aldığı kararlar şöyledir:
• Mecburi öğretim bir yıl kısaltılıp beş yıl olmalıdır.
• Lise öğretimi de altı yıl olup ilk üç sınıfına “kısm-i evvel” kalan üç sınıfa da “kısm-i sani “ denilip kız liselerimizin de öğretim süresi erkek liselerine eşit olması kabul edildi.
• Kız ve erkek lise programları aynı olup yalnız ilk kısımda kızlar bazı meslek dersleri göreceklerdir.
• Öğretmen okullarının öğretim süresi beş yıla çıkartılıp programa içtimaiyat dersi eklenecektir.
• İstanbul erkek muallim mektebinin yüksek kısmının Darülfünun’a bağlanıp “yüksek muallim mektebi” adını alması kabul edildi.
• Bakan vasıf Bey in eğitimin aşağı tabakalara inebilmesi için “idareyi hususiye” vergisinin kaldırılması kabul edilmiştir.
• Liselerin üst sınıfları için yarışma usulü kitap yazdırılmaması bu sınıfların ders kitaplarının uzmanlara yazdırılıp tercüme ettirilmesi kararlaştırılmıştır.
2. Üçüncü Heyet-İ İlmiye Toplantısı
26 Aralık 1925 – ocak 1926 tarihleri arasında Maarif Vekili Necati Bey başkanlığında, başkanlık ileri gelenlerinden önemli liselerin müdürlerinden ve müfettişlerden oluşan 19 kişilik bir heyet halinde toplanmıştır.
12 oturum olarak yapılıp şu kararlar alınmıştır:
• Devlet ve il bütçelerinden maarife ayrılan parayı en verimli bir şekilde kullanıp, okulları, okumak için başvuran bütün çocukları alabilecek şekilde genişleterek önlemleri almak.
• Liselerin azaltılıp, öğretmen okulları ve meslek okullarının belirli merkezlerde toplanması ve kuvvetlendirilmesi.
• Yatısız orta okullarda karma eğitimi yapılıp stajyer öğretmenlere meslek eğitiminin verilmesinin sağlanması.
• Öğretmenlerin terfileri için yasal temeller konulup, eğitim ve öğretim işleriyle meşgul olacak bir milli talim ve terbiye dairesi kurmak.
Atatürk’ün Sansürlenen Görüşleri – Atatürk’e Göre İslam
Atatürk’e ilişkin olarak 2 önemli çarpıtma yapılıyor.
Biri Batılılaşma konusunda…
Diğeri din konusunda…
İlki, Atatürk’ün hedef olarak Avrupa’yı göstermediği iddiasına dayanıyor.
İkincisi, -dünkü Vakit gazetesinde bir örneğini gördüğümüz gibi- ısrarla Atatürk’ü dua ederken, sarıklı mebuslarla ya da peçe içindeki Latife Hanım’la gösterip cumhuriyetin temelinde bir din motifi arıyor.
Bu 2 konuda 2 belge hatırlatacağım.
***
İlk belge, 29 Ekim günü Mustafa Kemal Paşa’nın Fransız yazarı Maurice Pernot’ya verdiği demeç… Paşa, o gün Revue Des Deux Mondes için Meclis Başkanı sıfatıyla verdiği son demecinde şöyle diyor:
“Osmanlı İmparatorluğu, Batı’ya karşı elde ettiğimiz başarılardan çok gururlanarak kendisini Avrupa uluslarına bağlayan bağları kestiği gün düşüşe başlamıştır. Bu bir hataydı. Bunu tekrar etmeyeceğiz. Bizim vücutlarımız Doğu’da ise de düşüncelerimiz Batı’ya dönüktür. Memleketimizi çağdaşlaştırmak istiyoruz. Bütün çalışmalarımız Türkiye’de çağdaş, bu sebeple Batılı bir hükümet oluşturmaktır. Uygarlığa girmek arzu edip de Batı’ya yönelmemiş millet hangisidir?”
Biri Batılılaşma konusunda…
Diğeri din konusunda…
İlki, Atatürk’ün hedef olarak Avrupa’yı göstermediği iddiasına dayanıyor.
İkincisi, -dünkü Vakit gazetesinde bir örneğini gördüğümüz gibi- ısrarla Atatürk’ü dua ederken, sarıklı mebuslarla ya da peçe içindeki Latife Hanım’la gösterip cumhuriyetin temelinde bir din motifi arıyor.
Bu 2 konuda 2 belge hatırlatacağım.
***
İlk belge, 29 Ekim günü Mustafa Kemal Paşa’nın Fransız yazarı Maurice Pernot’ya verdiği demeç… Paşa, o gün Revue Des Deux Mondes için Meclis Başkanı sıfatıyla verdiği son demecinde şöyle diyor:
“Osmanlı İmparatorluğu, Batı’ya karşı elde ettiğimiz başarılardan çok gururlanarak kendisini Avrupa uluslarına bağlayan bağları kestiği gün düşüşe başlamıştır. Bu bir hataydı. Bunu tekrar etmeyeceğiz. Bizim vücutlarımız Doğu’da ise de düşüncelerimiz Batı’ya dönüktür. Memleketimizi çağdaşlaştırmak istiyoruz. Bütün çalışmalarımız Türkiye’de çağdaş, bu sebeple Batılı bir hükümet oluşturmaktır. Uygarlığa girmek arzu edip de Batı’ya yönelmemiş millet hangisidir?”
Etiketler:
atatürk,
Atatürk’e Göre İslam,
Atatürk’ün Sansürlenen Görüşleri
4 Mayıs 2012 Cuma
Atatürk’ün Kadın Hakları İle İlgili Sözleri
“Dünyada hiçbir milletin kadını, ben Anadolu kadınından fazla
çalıştım, milletimi kurtuluşa ve zafere götürmekte, Anadolu kadını kadar
emek verdim diymez. Erkeklerden kurduğumuz ordumuzun hayat kaynaklarını
kadınlarımız işletmiştir. Çift süren, tarlayı eken, kağnısı ve
kucağındaki yavrusu ile yağmur demeyip, kış demeyip cephenin
ihtiyaçlarını taşıyan hep onlar, hep o yüce, o fedakar, o ilahi Anadolu
kadını olmuştur. Bundan ötürü hepimiz bu büyük ruhlu ve büyük duygulu
kadınlarımızı, şükranla ve minnetle sonsuza kadar aziz ve kutsal
bilelim.”
30 Mart 1923 Vakit Gazetesi…
“Bizim sosyal toplumumuzun başarısızlığının sebebi, kadınlarımıza karşı gösterdiğimiz ilgisizlikten ileri gelmektedir. Yaşamak demek faaliyet demektir. Bundan dolayı bir sosyal toplumun bir organı faaliyette bulunurken diğer bir organı işlemezse o sosyal toplum felçlidir.”
30 Mart 1923 Vakit Gazetesi…
“Bizim sosyal toplumumuzun başarısızlığının sebebi, kadınlarımıza karşı gösterdiğimiz ilgisizlikten ileri gelmektedir. Yaşamak demek faaliyet demektir. Bundan dolayı bir sosyal toplumun bir organı faaliyette bulunurken diğer bir organı işlemezse o sosyal toplum felçlidir.”
Atatürk’ün Ölçülerde Yaptığı Değişiklikler
Uluslararası Ölçülerin Kabulü
Atatürk Devrimleri
Osmanlı Devleti’nde kullanılan saat, takvim ve ölçüler, Avrupa devletlerinde kullanılanlardan farklıydı. Bu durum, sosyal, ticarî ve resmî ilişkileri zorlaştırıyor, bazı karışıklıklara sebep oluyordu. Osmanlı Devleti’nin son dönemlerinde bu farklılığı gidermek için bazı çalışmalar yapıldı. Fakat yeterli değildi. Cumhuriyetin ilânından sonra bu zorluklan ortadan kaldırmak için çalışmalara başlandı. Önce 26 Aralık 1925′te çıkarılan bir kanunla, o zamana kadar kullanılmakta olan, Hicrî ve Rumî takvimlerin yerine Milâdî takvim kabul edildi, 1 Ocak 1926′dan itibaren de kullanılmaya başlandı. Böylece devlet işlerinde karışıklık önlendi. Takvimdeki bu değişikliğin yanında, alaturka denilen, güneşin batışına göre ayarlanan saat yerine, çağdaş dünyanın kullandığı saat sistemi kabul edildi. Batıdan alınan zaman ölçüsü ile bir gün 24 saate bölünüp, günlük hayat düzene sokuldu. 1928 yılında yapılan bir değişiklikle milletlerarası rakamlar kabul edildi. 1931′de kabul edilen bir kanunla eski ağırlık ve uzunluk ölçüleri değiştirildi. Eskiden kullanılan arşın, endaze, okka gibi ölçü birimleri kaldırıldı. Bunların yerine uzunluk ölçüsü olarak metre, ağırlık ölçüsü olarak kilo kabul edildi. Uzunluk ve ağırlık ölçülerinde yapılan bu değişikliklerle ülkede ölçü birliği sağlandı. Bu yeniliklerin yanında millî bayramlar ve tatil günleri de yeniden düzenlendi. 1935′te çıkarılan bir kanunla, cuma günü olan hafta tatili değiştirilip, cumartesi öğleden sonra ve pazar günü hafta tatili olarak kabul edildi.
Atatürk Devrimleri
Osmanlı Devleti’nde kullanılan saat, takvim ve ölçüler, Avrupa devletlerinde kullanılanlardan farklıydı. Bu durum, sosyal, ticarî ve resmî ilişkileri zorlaştırıyor, bazı karışıklıklara sebep oluyordu. Osmanlı Devleti’nin son dönemlerinde bu farklılığı gidermek için bazı çalışmalar yapıldı. Fakat yeterli değildi. Cumhuriyetin ilânından sonra bu zorluklan ortadan kaldırmak için çalışmalara başlandı. Önce 26 Aralık 1925′te çıkarılan bir kanunla, o zamana kadar kullanılmakta olan, Hicrî ve Rumî takvimlerin yerine Milâdî takvim kabul edildi, 1 Ocak 1926′dan itibaren de kullanılmaya başlandı. Böylece devlet işlerinde karışıklık önlendi. Takvimdeki bu değişikliğin yanında, alaturka denilen, güneşin batışına göre ayarlanan saat yerine, çağdaş dünyanın kullandığı saat sistemi kabul edildi. Batıdan alınan zaman ölçüsü ile bir gün 24 saate bölünüp, günlük hayat düzene sokuldu. 1928 yılında yapılan bir değişiklikle milletlerarası rakamlar kabul edildi. 1931′de kabul edilen bir kanunla eski ağırlık ve uzunluk ölçüleri değiştirildi. Eskiden kullanılan arşın, endaze, okka gibi ölçü birimleri kaldırıldı. Bunların yerine uzunluk ölçüsü olarak metre, ağırlık ölçüsü olarak kilo kabul edildi. Uzunluk ve ağırlık ölçülerinde yapılan bu değişikliklerle ülkede ölçü birliği sağlandı. Bu yeniliklerin yanında millî bayramlar ve tatil günleri de yeniden düzenlendi. 1935′te çıkarılan bir kanunla, cuma günü olan hafta tatili değiştirilip, cumartesi öğleden sonra ve pazar günü hafta tatili olarak kabul edildi.
Atatürk Ve Bilim
ATATÜRK VE BİLİM
Ord. Prof. Aydın SAYILI
Atatürk bilimin insan yaşamındaki önemli yerini Özgürlük Savaşımızın sona ermesi sıralarından başlayarak hemen her vesile ile tekrarlamış, vurgulamıştır. 22 Ekim 1922’de Bursa’da yaptığı bir konuşmada, Atatürk, Türkçe’si biraz sadeleştirilmiş şekliyle şöyle demiştir :
Yurdumuzun en bayındır, en gözalıcı, en güzel yerlerini üç buçuk yıl kirli ayaklarıyla çiğneyen düşmanı mağlup eden zaferin sırrı nedir? Orduların sevk ve idaresinde bilim ve fen ilkelerinin kılavuz edinilmesindedir. Milletimizin siyasi ve içtimai hayatı ile ulusumuzun düşünümsel eğitiminde de yol göstericimiz bilim ve fen olacaktır. Türk milleti, Türk sanatı, Türk ekonomisi, Türk şiiri ile edebiyatı okul sayesinde ve okulun vereceği bilim ve fen sayesinde bütün olağanüstü incelikleri ve güzellikleriyle oluşup gelişecektir.
Aynı yılın 27 Ekim günü de, yine Bursa’da, Atatürk şunları söylüyor :
Hiçbir mantıki kanıta dayanmaksızın birtakım geleneklere ve inançlara bağlı kalmakta ısrar eden milletlerin gelişmesi çok güç olur ve belki de hiç gerçekleşmez. Gelişim yolunda bağları koparamayan ve engelleri aşamayan uluslar akla uygun düşen ve gereksemelere ayak uydurabilen bir zihniyetle hayata bakamazlar. Bunlar engin hayat felsefelerine sahip başka milletlerin egemenliği altına girip onların tutsağı olmaktan kurtulamazlar.
Etiketler:
atatürk,
Atatürk Ve Bilim,
Bilim,
bilimsel çalışmalar,
eğitim,
Tarih
Atatürk Ve Bilim – Eğitim Hakkındaki Düşünceleri
ATATÜRK’ÜN EĞİTİM HAKKINDAKİ DÜŞÜNCELERİ VE HASAN ALİ YÜCEL’İN ÇALIŞMALARI
Dr. Cemal AVCI
Atatürk, toplum hayatım ilgilendiren her konuda öneminden hiçbir şey kaybetmeyen görüşler üretmiştir. Eğitim ise O’nun en yoğun çalıştığı alanlardan biridir… Çünkü O, bir milletin geleceği üzerinde eğitimin oynadığı rolü çok iyi bilmektedir.Atatürk’e göre, bir milletin hayat mücadelesinde, maddi ve manevi bütün güçlerim artırabilmesi, milli eğitimde yüksek bir düzeye erişmesi ile mümkündür.. Ancak, milli eğitim ile geliştirilecek ve yükseltilecek olan genç dimağların, paslandırıcı, uyuşturucu ve hayali fazlalıklar ile doldurulmasından kaçınılmalıdır.
tatürk, Kurtuluş Savaşı’nın en zor günlerinde, Yunan ordusu Ankara’ya doğru ilerlerken dahi eğitime verdiği önemi göstermiş 16 Temmuz 1921 günü Ankara’da bir Maarif Kongresi toplamıştır. Orada toplanan Öğretmenlere yeni nesli yetiştirirken uymaları gereken şu esasları göstermiştir:
1. Eğitim milli olmalıdır.
2. Milli terbiye programında, milletimizin gelişmesine engel olan ve o güne kadar uygulanan eski eğitim içinde yer alan hurafeler ile bize uygun olmayan yabancı etkiler ister doğudan gelsin ister batıdan bulunmamalıdır.
3. Çocuklarımız ve gençlerimiz yetiştirilirken onlara bilhassa varlığına ve birliğine saldıran yabancı güçler ve fikirlerle nasıl mücadele edecekleri öğretilmelidir. Bu bilgilere sahip olmayan fertlerden oluşan toplumlara hayat ve bağımsızlık hakkı yoktur.
4. Gelecek için hazırlanan vatan evlatlarına her türlü zorluk karşısında yılmamaları öğretilmelidir.
5. Aileler de çocuklarının gelecekleri için hiçbir fedakarlıktan kaçınmamalıdır.
Bu esaslar Atatürk’ün daha Kurtuluş Savaşı sırasında eğitimle ilgili politikalar geliştirmeye başladığını göstermektedir. Onun Eğitim Politikası’nın asıl hedefi Milli, Laik, Cumhuriyetçi ve Çağdaş bir nesil yetiştirmektir. Bu şekilde hem Türkiye Cumhuriyeti’nin temelleri sağlamlaştırılmış olacak, hem de en kısa zamanda çağdaş medeniyet seviyesine ulaşılacaktır.
Atatürk’ün eğitimde gerçekleştirdiği en önemli İnkılaplardan biri 3 Mart 1924 tarihli Tevhid-i Tedrisat yani eğitimin birleştirilmesi hakkındaki kanunla gerçekleşmiştir. Bu kanunla Osmanlı Devleti’nden beri süregelen eğitimdeki ikiliğe son verilmiştir. O zamana kadar ülkemizde bir yanda dini eğitim veren okullar, diğer yanda ise Laik eğitim veren kurumlar vardı. Bu kurumlardan her biri kendine göre bir eğitim programı izliyor ve sonuçta iki ayrı insan tipi yetiştiriyorlardı. Bu durumun sakıncaları Kanunun gerekçesinde şöyle ifade edilmiştir, “îki türlü terbiye ve öğretim bir memlekette iki türlü insan yetiştirir. Bu ise duygu birliği, fikir birliği ve dayanışma amaçlarım toptan mahveder, yok eder”.
Etiketler:
atatürk,
Atatürk Ve Bilim,
Bilim,
Eğitim Hakkındaki Düşünceleri,
hasan ali yücel,
Tarih
Atatürk’ün Eğitim Alanında Yaptığı Yenilikler
Atatürk ün eğitim politikası kendi zamanının diğer devlet
politikalarından farklıydı. O tarihlerde ülkeler kendi eğitim
politikalarını yani eğitim felsefelerini oluştururken mensubu oldukları
unsurları eğitim sisteminin içine koyuyorlardı. Örneğin faşist İtalya
kendi eğitim politikasını kendi devlet yapısına göre şekillendiriyordu.
Aynı şekilde totaliter devletlerde eğitim politikalarını oluştururken
din faktörünü temel esas olarak almışlardır. Yani bütün eğitim
politikalarını tek bir unsur üzerine inşa ediyorlardı. Bunun örneğini
Osmanlı İmparatorluğunda görmekteyiz. Atatürk bütün bunları görmüş ve
eğitimin felsefi manada monist yani tekçi olmamasının gerektiğini
belirterek yeni Türk eğitiminin temelini atarken eğitimin birden fazla
unsuru kapsamasına özen göstermiş ve Türk eğitim felsefesinin temeline
bilimi, akılı ve fenni koymuştur.
Atatürkçü düşünce sistemi eğitimde yaşamda en gerçek yol göstericinin bilim olduğunu esas alır.
Atatürk eğitim için yön belirlerken Osmanlıdan devraldığı mirası göz önünde bulundurmuştur. Yeni eğitim sisteminin bu miras üzerine kurulamayacağını çok iyi biliyordu ve yapmış olduğu devrimlerle eğitime yön vermiştir. Çünkü Osmanlı imparatorluğunun eğitim sistemi geleneksel dediğimiz totaliter bir biçimdeydi. Son zamanlarda yenileşme hareketlerinin etkisiyle de eğitim alanında yenilikler olmuştur. Yeni okulların kurulması ile beraber geleneksel eğitim ile yenilikçi okullar beraber eğitim vermeye başlamış ancak buda eğitimde ikiliklerin olmasına sebep olmuştur. Osmanlı imparatorluğundaki eğitim sisteminin aksayan bir diğer yanı da eğitimde karma sistemin olmaması idi yani erkekler okuma yazma öğrenirken kızlara bu hak pek fazla verilmemekteydi. Osmanlı imparatorluğu yıkılırken hakkın %90 ı okuma yazma bilmiyordu.
Atatürk eğitim politikasını oluştururken akıl ve bilimi esas almıştır. Bunu yaparken de batılılaşmayı hedef olarak görmüştür. Asıl hedef ise muasır medeniyetler seviyesine çıkmaktır.
Atatürkçü düşünce sistemi eğitimde yaşamda en gerçek yol göstericinin bilim olduğunu esas alır.
Atatürk eğitim için yön belirlerken Osmanlıdan devraldığı mirası göz önünde bulundurmuştur. Yeni eğitim sisteminin bu miras üzerine kurulamayacağını çok iyi biliyordu ve yapmış olduğu devrimlerle eğitime yön vermiştir. Çünkü Osmanlı imparatorluğunun eğitim sistemi geleneksel dediğimiz totaliter bir biçimdeydi. Son zamanlarda yenileşme hareketlerinin etkisiyle de eğitim alanında yenilikler olmuştur. Yeni okulların kurulması ile beraber geleneksel eğitim ile yenilikçi okullar beraber eğitim vermeye başlamış ancak buda eğitimde ikiliklerin olmasına sebep olmuştur. Osmanlı imparatorluğundaki eğitim sisteminin aksayan bir diğer yanı da eğitimde karma sistemin olmaması idi yani erkekler okuma yazma öğrenirken kızlara bu hak pek fazla verilmemekteydi. Osmanlı imparatorluğu yıkılırken hakkın %90 ı okuma yazma bilmiyordu.
Atatürk eğitim politikasını oluştururken akıl ve bilimi esas almıştır. Bunu yaparken de batılılaşmayı hedef olarak görmüştür. Asıl hedef ise muasır medeniyetler seviyesine çıkmaktır.
Vahdettin’in Hainliği
| Bazı
konular belirli aralıklarla yeniden gündeme geliyor.bunlardan biride bu
konu.Vahdettin hainmidir değilmidir tartışması…Bilinçli olarak belirli
bir kesim vahdettini kahraman ilan etmek sevdasında.Bunun amacı
Atatürk’ün başarılarına gölge düşürmektir.Bunların bir kısmı kendine
ikini cumhuriyetçi diyen karşı devrim peşinde koşan Mustafa Kemal’in
düşüncelerinin günümüzde eskidiğini savunanlar oluşturuyor.Atatürk
açıkça nutukta vahdettin’e hain demiştir.
Vahdettin’in Atatürk’e göz yumduğu yoksa bu kurtuluş mücadelesine
başlınamayacağı ifade ediliyor.Mustafa Kemal Paşa’yı üçüncü ordu
müfettişliğine tayin ediliyor ama talimatı veren İngilizler.Bolşevikler
vaziyete hâkim oluyorlar, ingilizler biz de önüne set çekebilelim
niyetindeler. Mustafa Kemal Paşa bundan yararlanarak oraya gidiyor ve
sonra onlara da karşı çıkıyor.Tek yardım, Mustafa Kemal Paşa’ya verilen
maaş..Bundan dolayıdır ki Mustafa Kemal bu durumdan
yararlanmıştır.Vahdettin ingiliz işbirlikçisidir.Bu yüzden ordan alınan
emirler dışına çıkamamıştır.İngilizler ne derse göz yummuştur.Ayrıca
mandacıdır.Hiç bir zaman kurtuluş mücadelesine bağımsızlığa inanmamış bu
olayda hiç bir katkısı olmamış Türk tarihinin Damat feritle beraber
utanılacak isimlerinden biridir.. |
Etiketler:
atatürk,
inkilap tarihi,
Tarih,
vahdettin,
Vahdettin Hainliği
Kurtuluş Savaşı’nın En Küçük Askeri: Nezahat Onbaşı
Cumhuriyet
tarihinin ilk İstiklal Madalyası bir çocuğa verilmişti. Dokuz yaşında
savaşan Nezahet Onbaşı,o madalyayı hiçbir zaman alamadı.İşte onun
kahramanlık öyküsü…
Nene Hatun, Halide Edip, Erzurumlu Kara Fatma, Adile Onbaşı, Kara Ayşe ve daha nicesi… Onlar İstiklal Harbi’nin sembol kadınlarıydı. O listede adı çok anılmayan; ama daha küçük bir kız çocuğu iken cephelerde at süren, çarpışan bir de Nezahet Onbaşı vardı. Babasıyla Geyve Savaşı, Konya İsyanı, I. ve II. İnönü Savaşları ile Sakarya ve Gediz muharebelerinde gösterdiği kahramanlıklarla anılacaktı. Yaşı küçük olduğu için Cumhuriyetin kadın kahramanlarının listesine bile çok sonraları girecekti. Çünkü o, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin İstiklal Madalyası ile ödüllendirmeye karar verdiği ilk çocuktu.
Nezahet Onbaşı’nın hikâyesi aslında Çanakkale Savaşı günlerine kadar uzanıyor. Savaş yıllarında annesi Hadiye Hanım daha 24 yaşındayken ince hastalığın (verem) kurbanı olur. O günlerde İstanbul işgal altındadır, küçük kızın babası Albay Hafız Halit Bey ise cepheden cepheye koşmaktadır. Hafız Halit Bey bir müddet sonra komutasındaki 70. Alay ile Anadolu’daki Milli Mücadele saflarına katılma kararı alır. Tabii kızını da yanında götürmek zorunda kalır. Böylece kader Küçük Nezahet’i daha 9 yaşındayken cephelerle tanıştırır.
Nene Hatun, Halide Edip, Erzurumlu Kara Fatma, Adile Onbaşı, Kara Ayşe ve daha nicesi… Onlar İstiklal Harbi’nin sembol kadınlarıydı. O listede adı çok anılmayan; ama daha küçük bir kız çocuğu iken cephelerde at süren, çarpışan bir de Nezahet Onbaşı vardı. Babasıyla Geyve Savaşı, Konya İsyanı, I. ve II. İnönü Savaşları ile Sakarya ve Gediz muharebelerinde gösterdiği kahramanlıklarla anılacaktı. Yaşı küçük olduğu için Cumhuriyetin kadın kahramanlarının listesine bile çok sonraları girecekti. Çünkü o, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin İstiklal Madalyası ile ödüllendirmeye karar verdiği ilk çocuktu.
Nezahet Onbaşı’nın hikâyesi aslında Çanakkale Savaşı günlerine kadar uzanıyor. Savaş yıllarında annesi Hadiye Hanım daha 24 yaşındayken ince hastalığın (verem) kurbanı olur. O günlerde İstanbul işgal altındadır, küçük kızın babası Albay Hafız Halit Bey ise cepheden cepheye koşmaktadır. Hafız Halit Bey bir müddet sonra komutasındaki 70. Alay ile Anadolu’daki Milli Mücadele saflarına katılma kararı alır. Tabii kızını da yanında götürmek zorunda kalır. Böylece kader Küçük Nezahet’i daha 9 yaşındayken cephelerle tanıştırır.
Etiketler:
atatürk,
eğitim,
kurtuluş savaşı,
Kurtuluş Savaşı’nın En Küçük Askeri,
Nezahat Onbaşı,
savaş
Öyle Bir Metin Ki
Yıl 1938. Bir İranlı şair bir Tahran gazetesine ölümü
üzerine bir şiir yazar. İşte o şiirin iki mısrasını sizlerle paylaşmak
istiyorum. Diyor ki;
“Allah bir ülkeye yardım etmek isterse onun elinden tutmak
isterse başına Mustafa Kemal gibi lider getirir.” dizelerindeki bu
kıskançlığı oluşturabilen Mustafa Kemal.
Yıl 1976, UNESCO üyelerine bir öneriyle gelir. Öneri paketindeki
bir cümleyi sizlere okumak istiyorum. Diyor ki “Bu gün UNESCO’nun üzerinde
çalıştığı bütün projelerin isim babası Mustafa Kemal’dir.” Öneri nedir ?
Öneri ise onun doğumunun yüzüncü yılında, 152 üyesi vardı UNESCO’nun 152
ülkenin devletleri aynı anda kutlasın önerisidir. Birden İsveç delegesi
ayağa kalkar ve şöyle söyler:
üzerine bir şiir yazar. İşte o şiirin iki mısrasını sizlerle paylaşmak
istiyorum. Diyor ki;
“Allah bir ülkeye yardım etmek isterse onun elinden tutmak
isterse başına Mustafa Kemal gibi lider getirir.” dizelerindeki bu
kıskançlığı oluşturabilen Mustafa Kemal.
Yıl 1976, UNESCO üyelerine bir öneriyle gelir. Öneri paketindeki
bir cümleyi sizlere okumak istiyorum. Diyor ki “Bu gün UNESCO’nun üzerinde
çalıştığı bütün projelerin isim babası Mustafa Kemal’dir.” Öneri nedir ?
Öneri ise onun doğumunun yüzüncü yılında, 152 üyesi vardı UNESCO’nun 152
ülkenin devletleri aynı anda kutlasın önerisidir. Birden İsveç delegesi
ayağa kalkar ve şöyle söyler:
Etiketler:
atatürk,
eğitim,
iranlı şair,
Öyle bir metin ki,
Tarih
Atatürk’ün Nüfüs Cüzdanı
Etiketler:
atatürk,
Atatürk’ün Nüfüs Cüzdanı,
eğitim,
kültür,
nüfus cüzdanı
Atatürk’ü Etkileyen Dört Ermeni
Mustafa
Kemal ve arkadaşları İstanbul’dan Samsun’a hareket etmek için son
hazırlıklarını yürütüyordu. Gecenin geç saatlerinde, Mustafa Kemal’in üç
yıl önce kiraladığı ve bugün müze olarak kullanılan Şişli’dekı evinin
kapısı çalındı. Gelen kişi, Saadeddin Ferid (Talay)’di. Saadeddin Ferid
Bey, Mustafa Kemal’in bir gazete aleyhine açtığı davaya bakan avukattı.
Mustafa Kemal kapıda onu görünce, davayla ilgili bir konuda görüşme
yapmak için geldiğini sandı. Fakat Saaded din Bey, bambaşka bir haberi
bildirmek için gelmişti. Getirdiği haber, son derece önemliydi:
“İngilizler, Bandırma Gemisi’ni Karadeniz’de batıracaklar.”
“İngilizler, Bandırma Gemisi’ni Karadeniz’de batıracaklar.”
Etiketler:
atatürk,
Atatürk’ü Etkileyen Dört Ermeni,
eğitim,
ermeni,
kültür
Atatürk’ ün Kendi Yazdığı Şiirler
BİR ASKERİN MEZARINA
Şurada, kabrin üzerinde konulmuş bir,
Beyaz taş var, onun altında bayraklar
Temevvüç ederken, kelleler uçuşurken…
Celâdeti tâbân olurken aldığı cerîhai mevt
İle bu âlemi hîçîye vedâ etmiş bir
Asker yatıyor…
Onun hâbı istirahate çekildiği şu
Makberin üzerine rüfekası eşki teessür döktüler.
Kadınlar dümü rizi mâtem oldular. İhtiyarlar
Nâle eylediler, çocuklar ağladılar.
Şu söğüt ağacının nim setreylediği senin
Mezarın üzerine bir zırh başlık ile kılıç hak,
Olunmuştur. İşte orası o kahramanı muhteremin
Câyi istirahatidir. Ne mutlu ki, hâki pâye vatan
Ona nâilini intizar olmuş!…
Şurada, kabrin üzerinde konulmuş bir,
Beyaz taş var, onun altında bayraklar
Temevvüç ederken, kelleler uçuşurken…
Celâdeti tâbân olurken aldığı cerîhai mevt
İle bu âlemi hîçîye vedâ etmiş bir
Asker yatıyor…
Onun hâbı istirahate çekildiği şu
Makberin üzerine rüfekası eşki teessür döktüler.
Kadınlar dümü rizi mâtem oldular. İhtiyarlar
Nâle eylediler, çocuklar ağladılar.
Şu söğüt ağacının nim setreylediği senin
Mezarın üzerine bir zırh başlık ile kılıç hak,
Olunmuştur. İşte orası o kahramanı muhteremin
Câyi istirahatidir. Ne mutlu ki, hâki pâye vatan
Ona nâilini intizar olmuş!…
Etiketler:
atatürk,
Atatürk’ ün Kendi Yazdığı Şiirler,
şiir
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)